Avrupa Macerası-Polonya: Zakopane

Avrupa Macerası-Polonya: Zakopane

Polonya’dan sonraki hedefim yavaş yavaş güneye kaymak ve ufaktan dönüşe başlamaktı. Bu nedenle Slovakya’ya geçmeden önce sınırdaki Zakopane’ye bir gün ayırmak ve Karpatların güzelliklerini görmek istedim. Krakow’dan buraya carpool bulamadığım için mecburen otobüse (tek yön 16 zloty) binmek zorunda kaldım ve 2 saat 10 dakika süren bir yolculuğun ardından Zakopane’ye vardım.

Burası aslında bir kayak merkezi olduğu için yapılacak temel aktiviteler doğa sporları ve kayak ancak doğal güzelliklerden keyif alan herkes için eşşiz manzarlar da sunan bir yer aynı zamanda. Sırt çantamı istasyonundaki kilitli dolaplardan birine bıraktıktan sonra aşağıdaki manzaralar eşliğinde keyifli bir yürüyüşün ardından şehir merkezine vardım.

P1030599 P1030600

İlk olarak, hem  şehri tepeden görmek hem de Tatra Dağlarının havasını içime çekmek için 1120 metre yükseklikteki Gubalowka Dağına çıkmaya karar verdim.  Buraya yürüyerek de çıkmak mümkün ancak vaktim kısıtlı olduğu için yaklaşık 1,5 km’lik yolu 5dk’da çıkan fünikülere (gidiş/dönüş 16 zloty) binmeyi tercih ettim. Füniküler yolculuğu yemyeşil ağaçların arasından geçiyor ve oldukça keyifli (bkz. aşağıdaki resim).P1030604Zirveye ulaştığınızda bütün turistik yerlerde olduğu gibi hediyelik eşya dükkanları ve cafeler sizi karşılıyor. Beni asıl ilgilendiren ve mutlu eden ise gördüğüm güzellikler ve temiz havası oldu.P1030617P1030623P1030627 P1030631Zakopane’nin bir diğer ilgi çekici özelliği de ahşap evleri. Kasabanın tümünde olduğu gibi Gubalowka dağının tepesinde de bu güzel evlerden mevcut. Ayrıca isterseniz kısa bir fayton sefasıyla da etrafı gezebilirsiniz.P1030632

Dağ havası beni acıktırmıştı ve zaman hızla ilerliyordu. Planladığım çok şey vardı ancak vaktim azalıyordu. O nedenle şehir merkezine geri döndüm. Ana cadde olan Krupowki’de birçok yemek alternatifi bulmak mümkün. Ancak ben yerel lezzetler peşinde olduğum için daha önceden Polonyalı arkadaşlarımdan methini duyduğum ve Tatra dağları çevresine özgü bir yiyecek “oscypek” yemeğe karar verdim.P1030643 P1030697P1030698Koyun sütüne birazcık inek sütü ilave edilerek yapılan tütsülenmiş bir peynir olan oscypek’in birçok farklı çeşidi bulunuyor. Benim tercihim ise elimde görmüş olduğunuz geleneksel versiyon oldu. Oldukça lezzetliydi, bölgeye yolu düşeceklere kesinlikle tavsiye ederim.

Karnımı doyurduktan sonra içini merak ettiğim ahşap evleri ziyaret etmeye karar verdim. Zakopane’nin en eski sokağı olan Koscieliska’da bulunan ve şu anda müze olarak (Museum of Zakopane Style – 7 zloty) ziyarete açılan Villa Koliba’nın yolunu tuttum. Aynı sokakta yer alan ahşap Old Parish Kilisesi de değişik göründü gözüme.P1030648P1030646Bilgilendirme broşüründe 19.yy’ın ikinci yarısında bölgedeki İsviçre tarzı yapıların artmasına bir tepki olarak Zakopane tarzının korunması için bir kampanya başladığı ve yapılacak evlerin yerel mimariyi yaşatacak biçimde yapılmasına özellikle dikkat edildiği yazıyordu. Villa Koliba da özellikle yerel tarzın güzelliğini ortaya koymak ve diğerlerini özendirmek amacıyla 1892-1893 yılları arasında lokal marangozlar tarafından inşa edilmiş. Bunları okuyunca memleket canladı gözümde yine…okuduklarım beynimde dolandı şöyle bir…İsviçre tarzı yapılar artmış…taklitçiliğe tepki…orijinal tarzın korunması…eğitim, bilinç, rant, çevre, trafik ve bir sürü şey geçti bir anda aklımdan. Neyse ki çabuk atlatıp müzeyi gezmeye devam ettim. P1030651 P1030656 P1030663 P1030666P1030667Müzeden çıktıktan sonra yeşille iç içe, trafik probleminin olmadığı Zakopane sokaklarında gönlümce dolaştım. Sıradan insanların yaşadığı evlere de gıpta etmemek elde değil.P1030692 P1030688 P1030684 P1030695Şimdi 1400m yükseklikteki Morskie Oko (Denizin Gözü) gölüne gitme planımı uygulama vakti gelmişti. Bunun için hem Slovakya’ya giden minibüsün en son kaçta kalkacağını hem de göle ulaşmanın ne kadar süreceğini öğrenmek amacıyla şehir merkezindeki minibüs duraklarına gittim. Ancak biri kötü diğeri daha kötü haber aldım. Kötü haber Morskie Oko’ya gitmek 3 saatimi alacaktı ve bu yüzden o planı iptal etmek zorunda kaldım. Üzülerek aşağıda hayalini kurduğum manzaraya (resim internetten) veda ettim. BN-DS221_1lakes_G_20140716070005Daha kötü haber ise Slovakya’ya giden minibüsün 10 gün boyunca çalışmayacağı idi. Ev sahibim beni akşama bekliyordu ve taksiyle Slovakya’ya gitmek ufak bir servet tutuyordu. Dil sorunu nedeniyle minibüsçülere sınıra en yakın nerede inebilirim diye de sorduğumda yanıt alamıyordum. Nafile uğraşlardan sonra ingilizce bilebileceğine inandığım gençlerden yardım istemeye karar verdim. Çok geçmeden öğrenci bir çift benimle ilgilendi ve sınıra en yakın minibüse nereden bineceğimi gösterdi. Hatta bir kağıda minibüsçüye derdimi anlatabilmem için kısa bir not bile yazdılar.

Bir anda heyecan seviyesi yükselince hemen gidip sırt çantamı aldım ve minibüs durağında beklemeye başladım. Her gelen minibüse kağıdı gösterip bir heyecanla binmeye çalışırken “bu değil” gibisinden bir yanıt aldıkça daha da heyecanlanmaya başladım. Yaklaşık 1,5 saatlik bekleyişin ardından nihayet beklediğim minibüs geldi. Minibüste benden başka 2 kişi vardı. Onlar da 3-4 dakika sonra inince minibüste yalnızca ben ve şoför kaldık. Dağların arasında yolcu falan almadan gittikçe gidiyorduk. Tam “acaba kağıtta ne yazıyor” diye düşünmeye başlamıştım ki minibüs tabiatın ortasında durdu ve şoför eliyle bir yolu işaret etti. Hadi hayırlısı diyerek yürümeye başladım.

Şimdi bana bir şey olsa burada olduğumu Krakow’da bıraktığım ev sahibimden başka bilen yok, ne kadar aktif-mert-korkusuz işler yapıyorum diye düşünürken bari birine mesaj çekeyim dedim. Bir de baktım ki telefon çekiyor ama Hollanda’dan alınma Lebara hat çalışmıyordu. İşte o zaman verdim kendimi pozitif düşünceye, tavşana, kelebeğe…P1030707P1030708P1030703Neyse ki bir problem olmadan Bialka nehrini geçtim ve yürüyerek Lysa Polana’dan Slovakya’ya giriş yaptım.P1030704

Sınırı geçtikten sonra yarım saatlik bir yürüyüşün ardından beni Poprad’a götürecek olan otobüsün kalkacağı durağa ulaştım. Otobüsün gelip gelmeyeceğine dair hiçbir açıklama yoktu ve ortalıkta kimse görünmüyordu. Bari otostop çekeyim deyip bir kağıda Poprad yazıp beklemeye devam ettim ama başarısız oldum. Zaten sanırım o tiple, dağ başında dikilirken birinin beni arabasına almasını beklemek biraz naif bir düşünce olmuş 🙂P1030710

1,5 saatlik bekleyişin sonunda nihayet bir otobüs geldi ve ev sahibimle 19:00’da olan buluşmaya saat 22:00 itibarıyla gidebildim. Telefon çalışmadığı için haber de verememiş çok sıkıntılı bir duruma düşmüştüm. Poprad’a varınca ilk iş olarak bir paralı telefon bulup Filip’i aradım. Kendisi de istasyonda oldukça uzun süre beklemiş ve endişelenmişti. Filip seyahatim boyunca rastladığım en iyi insanlardan bir tanesi çıktı. Hemen gelip beni istasyondan aldı ve evlerine gittiğimde annesi sırf benim için yemek hazırladı. P1030720P1030719Yemekten sonra Filip’in kardeşiyle birlikte Groteska kafeye gidip birer borovicka ve slivovice likörü yuvarladıktan sonra maceralı bir günün daha sonuna gelmiştim…

Maceranın devamına buradan ulaşabilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir