La vita e bella: Venedik

La vita e bella: Venedik

Ertesi gün erkenden Venedik’e doğru yola çıktık. Oldukça meşakkatli bir yolculuk sonrası ve sık sık kaybolarak güçlükle de olsa otelimizi bulabildik. (GPS olmaması bizi biraz zorladı. Kaybolduğumuz anlarda halkın İngilizce bilmemesi ve telefonla aradığımız otelden de yeterince yardımcı bilgi alamamamız nedeniyle tesadüf eseri oteli bulduk diyebilirim.) Arabamız olduğu için “Old Town” da değil, biraz dışında Marghera bölgesinde bir otelde kaldık. Ayrıca şehir merkezinin dışındaki oteller daha ekonomikti. Sevimli butik otelimize (Antica Villa Graziella) eşyalarımızı bıraktıktan sonra otobüsle 15 dakikalık bir yolculuk sonrası şehir merkezine gittik. Daha önceki deneyimlerimden yola çıkarak, elimizdeki haritaların burada işe yaramayacağını aksine sadece bizi yoracağını bildiğimden “Let’s get lost!” diyerek kendimizi labirent sokaklara bıraktık. Neredeyse her köşe başındaki evin duvarında yazılı olan Rialto Köprüsü veya San Marco Meydanı’nı gösteren işaretlerini takip ederken kaybolmak da imkansızdı.

İlk durağımız Rialto Köprüsü (Ponte di Rialto) oldu. Büyük Kanal (Grand Canal) üzerindeki bu köprü Venedik’in önemli sembollerinden biri. 12. yy’da darphaneye yakınlığından dolayı para köprüsü olarak bilinen tahta köprü, 15. yy’da pazarlara olan yakınlığı nedeniyle fazlasıyla ticari gelir elde edilmiş ve köprü günümüzdeki taş halini almıştır.

Köprü her mevsim istisnasız çok kalabalık. Aslında aynı şeyi Venedik’in geneli için söylemek mümkün. Küçüklü büyüklü hemen hemen tüm köprülerde bir boşluk bulunur bulunmaz fotoğraf çektirmek için mutlaka durulur ve durulmalıdır da!

Köprünün üzerinden Büyük Kanaldaki deniz taksilerini, vaporettoları ve tabi ki salına salına gelen gondolları ve şanslıysanız üzerlerinde “O Sole Mioooo!” söyleyen gondolcuları görebilirsiniz.

 

Gondola binmek biraz külfetli olsa da (indirimli kısa tur 60 euro), kesinlikle yapılması gereken bir aktivite. Binaların tarihi dokusu, kanallar, gondolcunun ustalıkla yönettiği gondolun her döndüğü köşe daha bir güzel geliyor insana. Romantizmin sınırı yok. İşin kendisinin başlı başına romantik olmasının yanı sıra bazı gondollarda ikram edilen şampanya farklı bir büyü katıyor olsa gerek. Biz de süslü gondolumuzun içinde, geleneksel olarak siyah-beyaz çizgili t-shirtlü, yakışıklı ve karizmatik gondolcumuza kendimizi emanet ettik. Gondol fiyatları biraz daha uygun olsa defalarca binilebilir, zira fotoğraf çekme telaşından kaçırdıklarınız mutlaka oluyor.

 

Napolyon, San Marco Meydanı için “Avrupa’nın en güzel salonu” demiş. En güzeli midir bilemem ama tamamı kanallardan oluşan bu şehirde, bu büyüklükte bir meydan hayli göze çarpıyor.

Etrafını San Marco Katedrali, saat kulesi ve tarihi Cafe Lavena (1750) çevreliyor. Meydandayken bana dokunan anlardan biri şöyle: Smokinli müzisyenler Lavena Cafenin bahçesinde senfonik ve tanıdık bir İtalyan bestesini çalıyorlar. Bu şarkıyı tanıyorum ve keşke sözlerini de bilseydim diye hayıflanıyorum. Bu ezgiler bu topraklara çok yakışıyor. Kalabalık cafenin içini de görmelisiniz bence. Yine smokinli garsonların hizmet ettiği cafenin tavan kaplamaları olduğu gibi duruyor, avizeler de büyüleyici. Ünlü besteci Richard Wagner hemen hemen her gün bu cafeye uğrarmış. Franz Liszt ve diğer ünlü müzisyenlerin oturdukları bölümler cafenin içinde gösteriliyor ve bu masalarda oturmanın fiyatı diğerlerine oranla daha yüksek. Bizimki gibi gittiğiniz mevsim uygunsa dışarıda oturarak bu hoş müziği dinleyip, kahvenizi yudumlarken kuşları besleyen insanları ve katedraldeki Osmanlı figürlerini inceleyip tartışabilirsiniz. Katedralin üstündeki atların orjinallerinin Ayasofya’dan çalındığı rivayetini de unutmayın ama.

Nerede olduğumuz hakkında en ufak bir fikre bile sahip olmadığımız anlarda çektiğimiz Venedik sokaklarına dair fotoğraflarımız…

Venedik’te old town dışında görebileceğiniz iki tane ada daha var: Murano ve Burano. Murano’ya vaporetto ile kısa zamanda ulaşabiliyorsunuz. Burano ise biraz uzakta. Birbirlerine benziyorlar aslında. Ortak özellikleri, rengarenk evleri. Burano dantel işlemeleri ile, Murano ise cam işçiliği ile ünlü. Vaktiniz varsa ikisi de görülebilir. Ben daha önceki gezimde dantel adasını gördüğümden bu sefer Murano’yu tercih ettik. Cama dair envai çeşit hediyelik eşyayı (saat, küpe, kolye, ev dekorasyon eşyası vb.) burada bulabilirsiniz ve orjinalliğinden emin olabilirsiniz. Old towndaki fiyatlardan çok farklı değiller, ancak buradaki dükkanları daha çok sevdiğimi söylemeliyim. Çeşit daha fazla.

(Bu arada yeri gelmişken Venedikte old towndan adalara ve diğer yerlere ulaşım vaporettolarla sağlanıyor. Vaporetto biletleri ise oldukça pahalı. Çok sık denetim olmasa da biletsiz yakalanılması halinde oldukça yüksek bir meblağ ceza ödemek sözkonusu. Bilginize)

Murano dönüşü Rialto köprüsü yakınlarındaki yerel pazarı gezip bir şişe limoncello ile susuzluğumuzu giderdik. Sonrasında güzel bir restoranda yemeğimizi yedikten sonra artık hava kararmıştı ve biz Venedik’e doymuştuk.

Yani doyduk dediysem, sadece bu seferlik!

 

8 thoughts on “La vita e bella: Venedik

  1. ben de biz çok geziyoruz sanıyordum 🙂 blogunuzu yeni keşfettik, sıkı takipçisi olacağız anlaşılan..
    italyayı gezdik ama utanarak söylüyorum, venedik’e gitmedik. biz siena’ya bayılmıştık, belki siz de gitmişsinizdir, bakamadım daha, ama gitmediyseniz orası harika..

    bizim de yeme içme gezi blogumuza bekleriz 🙂
    tuzvekarabiber.blogspot.com

  2. Tesekkur ederiz. Biz de iade i ziyaret yapip sizin istah acici blogunuzda gezindik 🙂 istanbul da olmadigimiza yazik.
    Yazi dizisinin ilerleyen postlarinda san gimignano, siena, floransa, pisa, roma var.
    Como ve Venedik’i firsat bulursaniz gorun derim, sevgiler…

  3. haziranda 2-3 günlüğüne venediğe 3 arkadaş gitmeyi planlıyoruz ama özel sektörde çalıştığımız için hem kısa hemde uygun bir gezi ayarlamaya çalışıyoruz. blogunuz gerçekten çok yardımcı oldu ama sizlere birşey sormak istiyorum bir internet sayfası varda tüm ülkelerden insanlar vardı gezikleri yerleri anlatıyorlardı ve gittiğiniz yerde size yardımcı oluyorlardı sitenin adını hatarılamıyorum bilen yardımcı olabilir mi?

  4. 🙂 esas venedik diye yola ciktik, araya 6saatlik bologna serptik. Bakalim 2gece 3gun her ikisine de yetecek gibi gozukuyor. Belki Murano bile katariz kim bilir 😉 muzelerin kapali olduklari gun ile ilgili bir bilginiz var mi? Cumartesi-pazar(bologna gunu)-ptesi seklinde programimiz…
    Pizza ve Pasta Restaurant tavsiyeniz olursa not etmek isteriz.
    Sevgiler.
    Elif.

  5. Keyifle okudum ve tekrar gitmiş gibi oldum. Venedik yaz ve karnaval döneminin olduğunda kış aylarında gitmeyi kesinlikle hakeden bir yer. Sokakların arasında kaybolmak ise en keyifli yanı çünkü süprizlerle dolu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir