Trenler, kanallar, bisikletler… 4. Gün: Amsterdam

Trenler, kanallar, bisikletler… 4. Gün: Amsterdam

Schiphol Havaalanına yakın olan otelimizden neredeyse 15 dakikada bir olan shuttle ile yine havaalanına oradan da trenle şehir merkezine gelerek Amsterdam turumuza başladık. LP rehberin önerdiği yürüyüş turuna başlamak için istasyona yakın olan ve Dam da denilen Dam Meydanına yürüyerek geldik. Dam Meydanı, şehrin turist çeken yerlerinden bir tanesi olarak kalabalık ve büyük bir meydan. Geniş bir dikdörtgen şeklindeki meydanda neoklasik yapıda olan Royal Palace, 1655’de belediye merkezi olarak kullanılmaya başlanmış daha sonra 1808’de saraya çevrilmiş.

IMG_6000

Central Train Station

IMG_6023

IMG_6027

IMG_6026

Sarayın karşısında balmumu heykelleriyle meşhur olan Madame Tussauds’ Müzesi bulunuyor. Londra’da gördüğümüz için müzeye girmedik. Eğlenceli olduğunu düşündüğüm bir aktivite olduğundan görülmesini tavsiye ederim. Ünlülerin gerçeklerini aratmayan heykellerinin arasında dolaşırken kendinizi de bir “celebrity” gibi hissediyorsunuz.

IMG_6029

Londra 2007’den:

IMG_0514

Tom’un bekar günlerinden bir kare…

IMG_0518

… ve ölümsüz The Beatles.

Dam Meydanının ortasında bulunan ve beyaz taşlı bir sütundan oluşan National Monument, II. Dünya Savaşı’nda ölenlerin anısına 1956’da dikilmiş.

IMG_6025

Amsterdam’ın en eski köprüsü olan Torensluis’de duraklayarak çevreyi gözlemledik.

IMG_6034

IMG_6037

Amsterdam’ın varlıklı ailelerinin oturduğu Herengracht boyunca yürüyerek, buzlu badem şeklinde tabir ettiğimiz, hayran kaldığımız kanal manzaralı evleri fotoğrafladık.

IMG_6041

IMG_6058

IMG_6071

Bazı binalarda yapım yılları yazılmıştı. Ayrıca bazılarının kapı eşiklerinin üstünde bulunan kabartma resimler dikkatimizi çekti. Bu ilginç detaylar evin sahibinin uğraştığı mesleği belirtmek için konuluyormuş.

IMG_6046IMG_6068

IMG_6092IMG_6100

Şehir merkezinde yaşamak isteyenlerin kurtarıcısı olan bot evler, şehrin görüntüsünü daha da sempatik hale getiriyor. İçinde yaşamak nasıl olurdu acaba derken; renk renk bot evlerin dış kısmını çiçeklerle süsleyenleri, evin önüne araba yerine bisikletlerini bağlayanları ve hatta mangal partisi bile verenleri gördükçe, insanların bu basit yaşamları hoşumuza gitmeye başladı. Üstelik 5 dakika gecikmeyle kapanmış olduğunu öğrendiğimiz; fakat yoğun ısrarlarımız sonucu gönlü razı olmayan “Bot Ev Müzesi” nde çalışan görevli içeriyi gezmemize izin vererek aslında ne kadar işlevsel bir ev olduğunu görmemizi sağladı.

IMG_6054

IMG_6075

IMG_6077

 

Bot Ev Müzesi

IMG_6087

IMG_6083

IMG_6085

IMG_6086

Yol üzerinde, şarap eşliğinde peynir tadımı yapılabilen dükkana uğradık. Çeşit çeşit peynirleri bizzat keserek tatlarına baktıktan sonra almaya değer olduğuna karar verip, bir tur da hangi peyniri alacağımıza karar vermek için tattığımızdan açlığımızı bastırdık.

IMG_6059

IMG_6060

“Amsterdam’a geldik, bir kanal yanında yemek yemeden olmaz!” diyerek cafe tarzı bir yere oturduk. Basit bir club sandviç, patates kızartması ve bira sipariş ettiğimiz cafede, siparişlerimizin masaya 1 saatte ulaşacağını bilseydik hiç oturmazdık herhalde. Yine de güzel manzara ve önümüzde oturan Almanların garsonu ciddi şekilde azarlamasına gönlümüz razı olmadığı için ses çıkarmadık. Kalkmak üzereyken gelen yemeklerimizi yiyip, oradan ayrıldık.

IMG_6038

Biz şehri gezerken hhy ilginç olabileceğini düşünerek ve biraz da müzeyi ballandırarak anlatan yaşlı teyzeyi kırmamak için“Electric Lady Müzesi”ne girdi. Müze derken aklınıza büyük bir bina gelmesin. Bodrum katında müze kısmı (Gösteri demek daha doğru olur herhalde) bulunan bir dükkan aslında. Gösteri sonrasını “Arap” olarak niteleyen arkadaşımız, ışık oyunlarından daha çok onunla birlikte bu gösteriye katılan heyecanlı çifti izlemekten daha fazla keyif almıştı. Ot içip geldiğini tahmin ettiği arkadaşların sürekli “Üstümüze geliyor, bu manyak bir şeymiş” diye haykırdıkları şeyden hhy mi bir şey anlamadı yoksa bu arkadaşlar mı olaya çok konsantre girdiler, anlayamadık.

Üstlerine gelen şeyler bunlar olmasa gerek!

image

Özgürlükler ülkesi (!) olarak tabir edilen Amsterdam’da ot veya esrar içmek 1970’li yıllarda devletin uyuşturucu maddeleri “hafif” ve “ağır” olarak belirlemesinden sonra hafif olan otların içilmesini yasallaştırmış. Cafeye benzer, coffe shop denilen yerlerde 18 yaşının üstünde olan herkes, önüne gelen menüden içmek istediği kafa yapıcı otu, esrarı veya mantarı seçerek tütünle birlikte veya sade olarak içebiliyor. Red Light District’teki Coffee shopların önünden geçerken ağır ve ekşimsi kokuya maruz kalarak yola devam ettik.

IMG_6010

IMG_6011

IMG_6012

Uyuşturucunun yanı sıra sex turizminin de ön planda olduğu Amsterdam’da sıra Red Light District’e gelmişti. Kırmızı Fener Sokağı olarak Türkçeleştirilmiş olan yer; genelevlerin, sex shopların bulunduğu bölgeye deniyor. Kırmızı neon ışıklı dükkanların camlarının arkasında bulunan yarı çıplak kadınlara bakan meraklı turistler sayesinde, bir o cama bir bu cama eğlenerek bakarak hiç de rahatsızlık hissetmedik. Hatta sirk kıvamındaydı diyebilirim. Üzgünüm bu bölümde fotoğraf yok!

Şu meşhur yel değirmenlerinden göremedik derken, şehrin biraz dışında bir tanesinin hala korunduğunu öğrenerek oraya doğru yöneldik. 18. yy’dan kalma De Gooyer yel değirmeni Amsterdam merkezi yakınındaki Funenkade’deki 6 yel değirmeninden hala hayatta kalanı. Değirmenin alt kısmı günümüzde Amsterdam’lı gençlerin uğrak yerlerinden biri olarak pub şeklinde kullanılıyor.

IMG_6101

IMG_6107

IMG_6104

Yel değirmeni yürümek için biraz uzakta, yalnız yürünebiliyor. Bizzat test ettik. Şehrin dışına çıkmak biraz turistlerden sıyrılmamızı ve Amsterdam’ın şehir merkezinin dışındaki sade yaşamı, çok katlı evlerini görme fırsatını sağladı. Yeterince yorulduğumuz için yel değirmeninin ön tarafında bulunan bir restorana girdik. Harika tapaslardan sonra Hollanda’nın yerel içkisi olan jenever’i (bir çeşit cin) shot bardaklarında içtik. Yeterince içmiş olduğum biradan sonra jeneverle birlikte sürekli kıkırdama moduna girdiğimden çok eğlendim.

IMG_6116

Önce Türk olduğunu sandığımız ve İranlı olduğunu öğrendiğimiz 18 yaşlarındaki güler yüzlü, bir dediğimizi ikiletmeyen garson gecenin sonunda bize bir taksi çağırdı. Bu sefer daha uzaklardan, Surinam’dan gelen iri yarı taksi şoförüyle sohbet ederek, kendisine ait olduğunu öğrendiğimiz S 420 takside (!) konforlu bir yolculukla otele dönüş için tren istasyonuna geldik. Otobüse göre çok daha rahat bir şekilde önce havaalanına oradan da ücretsiz shuttle servisiyle otelimize ulaştık.IMG_6118

4 thoughts on “Trenler, kanallar, bisikletler… 4. Gün: Amsterdam

  1. Harika bir yazı olmuş, hep çok sevmişizdir Amsterdam’ı. Soğuk havasına rağmen, ışıltılı bir enerji taşıdığını düşünmüşümdür. Beni mutlu eden, huzur veren bir şehirdir. Çok özlemiştim. Yazınız özlemimi giderdi, teşekkürler
    Hep yollarda olmanız dileğiyle

  2. Hala Amsterdam’da bulunuyorsaniz bu aksam geleneksel knal (grachten conser) konserleri var, klasik muzik, muhtesem ve kralice, belediye baskani herkes orada…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir