San Diego: 1. Gün

San Diego: 1. Gün

Sevgili papillon ailesini memlekete yolcu ettikten ve Los Angeles’in o çileli trafiğinde yaklaşık 1 saat santim santim ilerledikten sonra nihayet yol açıldı. Yaklaşık 3,5 saatlik bir yolculuğun ardından San Diego’ya vardık. Hızlıca birşeyler yedikten sonra ertesi güne enerji depolamak üzere Meksika’ya 30 km mesafedeki Chula Vista bölgesindeki otelimizde dinlenmeye çekildik.

İlk durağımız San Diego’nun tarihi merkezi olan “Gaslamp Quarter”. Bölgede birçok restorant, bar ve  dükkan bulunuyor. 80’li yıllarda ortaya konan koruma politikası sayesinde özellikle tuğladan yapılma binalar iyi muhafaza edilmiş. Elbette eskiye uygun olarak tasarlanmış gaz lambaları da oldukça hoş (bu lambaların benzerleri New Orleans’da kullanılmakta). Güzel bir ambiansı var, birşeyler yemek içmek ve vakit geçirmek için ideal. Bölgede birkaç müze ve bir de büyük alışveriş merkezi de mevcut.

P1000372 P1000373

Aracımızı parkmetreli park yerlerinden birine bırakıp 2 saat kadar bölgede dolaştıktan sonra ikinci durağımız olan SD’nun incisi Balboa Park’ın yolunu tuttuk. 1200 dönüm arazi üzerine kurulmuş bu parkta tam 15 adet müze, konser alanları ve İspanyol koloni mimarisine uygun inşa edilmiş birçok bahçe ve bina var.

Eğer otomobil ile gidecekseniz parkın oldukça geniş ve ücretsiz bir otoparkı mevcut. Otoparktan parkın merkezine ulaşım ise yine ücretsiz Balboa Park Tram ile sağlanıyor. Böylece park içinde kısa bir tur da yapmış oluyorsunuz. Halkın parktan ücretsiz ve kolayca yararlanabilmesi için her türlü kolaylık düşünülmüş…

Balboa Park’daki ilk durağımız Plaza de Panama.E trafı 1915 yılındaki Panama-Kaliforniya Fuarı için yapılmış İspanyol mimarisine sahip binalarla çevrili şirin bir meydan. Burası parktaki tüm atraksiyonların merkezi olduğu için ziyaretçilerin başlangıç noktası.

P1000409Plaza de Panama

Hemen bir park haritası bulup kafamıza göre bir plan yaptık. Timken Museum ve Museum of Art’ı gezdikten sonra güzel havanın tadını çıkarmak üzere dışarı çıkalım dedik.

P1000380Pedestrian Mall P1000381Botanic Garden ve Lily Pond

Parkın Village Place diye adlandırılan bölümü rengarenk taşlarıyla oldukça hoş. Açık alanda müzisyenlerin ezgileri kulaklarınızda tınlarken, ressamlar ve zanaatkarlar atölyelerinde eserlerini vücuda getiriyorlar. Bir yere benzetiyorum ama çıkaramıyorum… Burada biraz pahalı da olsa ilginç sanat eserleri bulmak mümkün.

P1000385The Art Studious & Spanish VillageP1000391Bea Evansion FountainP1000397Cactus Garden P1000403Rose Garden

Parkın doğusundaki kaktüs bahçesi birçok kaktüs türünü içinde barındırıyor. Hemen yanındaki gül bahçesi ise yorgunluk atmak ve kısa bir mola vermek için ideal.

P1000407Pedestrian Mall (Ters Açı)

P1000415Spreckels Organ Pavilion (Dünyanın en büyük kilise orglarından bir tanesi imiş)

P1000416Alcazar Gardens & California Tower

Amerika’daki çakma eserler listesine bir kalem de San Diego’dan. Alcazar bahçelerini görmek için Sevilla’ya gitmenize gerek yok demiş Amerikalı. Ama bu sefer olmamış Sam Amca. Las Vegas’dakiler fena değildi ama bu ı ıh..Geçer not alamadı bu çakma eser..Arka plandaki eser ise SD’nun simgesi haline gelmiş olan California Tower. Mexico City yakınlarında bir yer olan Tepotzotlan daki kilisenin çakmasıymış o da. Onun orijinalini görmedik ama California Tower güzel görünüyordu. Ha bu arada The Art Studious & Spanish Village’ın da nerenin çakması olduğunu anladım gibi: Barcelona –Parque Guell

Güneş batmaya yaklaşırken karıncıklarımız acıkmaya başladı ve rehberimize göre şehirdeki en lezzetli ucuz yemek seçeneklerinin bulunduğu “Little Italy” bölgesine gittik. Adından da anlaşıldığı üzere bölgede italyan mutfağı hakim, bir iki tane de arjantin restoranı var, ee onlar da italyan zaten. Ancak bölge “cheap eat”den ziyade “fine dining” tadında…en azından fiyatlar öyle söylüyor. Rehberin tavsiye ettiği restorantlar  ise “kolbastı” oynuyor. Papillon’u bu konuda ikna etmek pek kolay değil ama yine LP’yi rafa kaldırdık restorant konusunda.

P1000422

Kafamıza göre daldığımız ve dilim pizza satan “Landini’s Pizzeria”da yediğimiz keçi peynirli pizza İtalya’da yediklerimden bile lezzetliydi. Hatta yedikten sonra tadına doyamayıp gidip iki dilim daha aldım. Notum 10 üzerinden 10.

P1000424Landini’s Pizzeria

Landini’nin leziz pizzasının ardından tekrar Gaslamp Quarter’a dönüp alışveriş merkezinde vakit geçirdik.

Akşam yemeğini ise otelin bulunduğu bölgede yemeğe karar verdik. Chula Vista adeta Meksika gibi. Geçerli dil İspanyolca. Markette falan İspanyolca konuşuluyor. Bize de yine pratik imkanı çıkmış oldu…Yemeğimizi ise içerisi dolu görünen ve adı dildeki acaipleşmeyi çok güzel yansıtan Sushi Loco’da yemeğe karar verdik. Bildiğiniz gibi sushi bir japon yemeği, ancak “loco” ispanyolca ve “deli, çılgın” anlamına geliyor.

Sushi Loco’da lezzet iyi ancak restoranttaki doluluk ve Tusubasa ustanın aynı zamanda paket servisi de hazırlaması nedeniyle servis yavaştı. Genel notum 7.

Yemeğin ardından SD’daki ilk günümüzü noktaladık…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir