Kısa bir Münih Macerası

Kısa bir Münih Macerası

Füssen’den 135 km uzaklıkta bulunan Münih’e öğleden sonra vardık. İbis Hotel (München City Nord)’ e yerleştikten sonra kızımızın kıymalı pide krizini gidermek için google’dan kaydettiğimiz birkaç adres için yola koyulduk. Münih’te ulaşım için metroyu tercih ettik. İlk defa geldiğim Almanya’da çoğu yerde Türkçe kelimeler görmek elbette kaçınılmazdı. Metro biletini de makinedeki Türkçe butonuna basarak kendi dilimizdeki yönergeler doğrultusunda makineden satın aldık. İndiğimiz metro istasyonundan çıktığımızda Türk Mahallesine geldiğimizi farketmemiz fazla zamanımızı almadı. Dükkanların üzerinde yazanlar, etrafta Türkçe konuşanlar kendimizi ülkemizin farklı bir şehrine gelmiş gibi hissettirdi. Kısa sürede aradığımız restoranı bulduk. İçerisi inanılmaz kalabalıktı. Menü oldukça genişti. Ev yemeklerinden kebaplara, pidelerden pizzalara kadar mutlaka yemek isteyeceğiniz bir şeyleri bulmak mümkündü. Ben sıcacık mercimek çorbası ile çorba özlemimi giderirken, eşim döner-pilavı tercih etti. Kızımız ise kıymalı pidesine kavuştuğunu sanıyordu ki alışkın olduğu lezzetin çok dışında bir pideyle karşılaşınca hüsrana uğradı. Bu kadar zahmete onun için katlandığımız için tabi biz de durumdan mustariptik. “En azından bir Türk Mahallesi görmüş olduk” dedik ve tekrar metroya binerek merkeze geldik.

metro

Münih’in ruhu ve kalbi olarak kabul edilen Marienplatz, cıvıl cıvıl bir meydan. Meydanda ilk dikkat çeken yapı Rathaus (Belediye Binası). Neo-gotik tarzdaki bina oldukça heybetli. Koyu renklerin kullanılması sebebiyle kasvetli gibi görünse de ince ve detaylı işçiliği kendine hayran bıraktırıyor.

IMG_2947

Rathaus’u ertesi gün gündüz gözüyle daha yakından incelemeye karar verdikten sonra bir Münih klasiği olan Hofbrauhaus’ a gittik. Bavyera’nın en iyi bilinen birahanesi burası. Bu nedenle oldukça da turistik. İçerisi o kadar kalabalık ve gürültülü ki; çevreyi gözlemlemekten tavandaki ortaçağdan kalma figürleri ancak fotoğraflara baktığımızda farkettik. Masaların başında göbekli amcalar, ellerde kocaman bira bardakları ve servis için etrafta gezinen yerel kıyafetli çıtı pıtı Alman kızları ile Hofbrauhaus’ da yine geleneksel bir akşam yaşanmakta. Yankılanan kahkaha seslerinden keyiflerin gıcır olduğunu anlıyoruz. Biz de bu ortama dahil olabilir miyiz acaba diye boş masa aranıyoruz ama nafile. Sıra beklemek de istemediğimizden Hofbrauhaus’un bulunduğu meydandaki “Hansel und Gretel” de kahve içmekle yetiniyoruz.

IMG_2961

IMG_2952

IMG_2950

IMG_2949

Biz, sevimli Hansel und Gretel’in açık havadaki masalarından birinde oturup meydandan gelip geçenleri izlerken, kızımız da içerideki oyun parkında vakit geçirdi. Bu satırları yazmamın esas sebebi de bu küçük oyun parkı aslında. Kulübe şeklinde tasarlanan oyun parkının dışı tıpkı masaldaki gibi şekerleme ve çikolatalarla süslenmiş. İçine girdiğinizde ise cadı tarafından kapatıldığınızı düşündürten parmaklıkların içinde buluyorsunuz kendinizi. Sizce de hoş bir detay değil mi? Kızımla bu masalı canlandırırken fotoğrafını çekmek aklıma gelmemiş maalesef.

IMG_2956

IMG_2955

IMG_2954

Ertesi sabah dönüş günüydü ve havaalanına gitmeden önce Münih’ de geçireceğimiz saatler sınırlıydı. Bu nedenle müze gezemedik veya herhangi bir etkinliğe katılamadık. Münih’ de yapılabilecek elbette çok şey var. Belki şehrin altını üstüne getiremedik ama bu tarihi şehir hakkında en azından fikir sahibi olduk.

Metronun Odeonsplatz durağında indikten sonra kısa bir yürüyüş sonrasında Residenz’ deydik. 1385’de kale olarak yapılan bina zaman içinde harika bir saraya dönüştürülmüş ve 1918’e kadar Bavyera’nın önemli düklerine ve krallarına ev sahipliği yapmış. Şu anda müze olan sarayın bahçesi, avluları, hazine odası gibi hayranlık uyandıracak bölümleri ve içindeki sanat eserleri mutlaka görülmeli.

IMG_2975

IMG_2976

IMG_2984

Max-Joseph Platz, Münih’in ünlü meydanlarından biri. Ortasında I. Max Joseph’in heykeli bulunuyor. Göz alıcı mağazaların peşi şıra dizildiği sokak olan Maximilianstrasse de bu meydana bağlanıyor. Alışveriş severlere duyurulur.

IMG_2989

IMG_2990

 Max-Joseph meydanındaki diğer bir önemli yapı da opera evi. Sanata tam anlamıyla değer verildiği her seferinde vurgulanan Avrupa’nın diğer önemli şehirlerinde olduğu gibi Münih’ de de opera evi gerçekten etkileyici. 1811’de Kral I. Maximilian’ın isteğiyle yapımına başlanan tiyatro mali sebeplerle tamamlanamamış ve sonrasında çıkan yangınla hayli zarar görmüş. 1825’de yapı bu sefer genişletilerek tekrar kullanıma açılmış fakat 1943’de, II. Dünya Savaşı sırasında açılan hava saldırıları nedeniyle birçok tarihi yapı gibi opera evinin de bir kısmı yıkılmış. 1963 yılında orijinaline bağlı kalınarak onarılmış ve 3. en büyük opera evi ünvanını almış. Daha büyükleri Paris ve Varşova’daymış. Etkinliğini halen sürdürmekteyken, Münih’in ünlü bale gösterilerinden birini izlemek keyifli olurdu doğrusu.

IMG_2991

Opera evinden sonra soluğu tekrar Marienplatz’da, Rathaus’da aldık. Belediye Binası’nda çan kulesinin üzerindeki eğlenceli gösteriyi (Glockenspiel) izlemeden dönmek olmazdı. Bir benzerine Prag’da rastlamıştık ancak Münih’deki daha çok hoşuma gitti. Sanki daha uzun sürdü ve figürler daha büyük gibi geldi bana. Bu saatli oyunun üç basamağı bulunuyor. En üst basamakta çanlarla birlikte dışarı çıkan minik bir kuş, ortada 1568’ deki  kraliyet düğününü müjdeleyen silahşörler ve en altta da yerel bir dans olan Schafflertanz betimlenmiş. Schafflertanz dansının geleneği 1517’ye dayanıyor. Münih, veba salgını ile mücadele ederken bira fıçısı yapıp satanlar, halka tekrar umut vermek amacıyla sokaklarda canlı müzik eşliğinde dans ederlermiş. Ellerinde yeşil ve büyük kancalar eşliğinde dans edenlerin sesini duyan halk, tekrar sokaklara çıkar ve acılarını bir nebze olsun dindirmek için eğlenirlermiş. Bu gelenek her 7 yılda bir, 6 Ocak ile büyük perhizin başlangıcı olan Salı gününe denk gelen tarih arasında devam edermiş. Önümüzdeki zaman dilimi içinde bu tarih 5 Mart 2019 olarak belirlenmiş. Kim bilir belki denk gelirsiniz.

Çan kulesindeki çalan çanlar ve müzik eşliğindeki figürlü gösteri her gün saat 11:00, 12:00 ve Kasım-Nisan ayları içerisinde saat 17:00’de izlenebiliyor. Biz saat 11:00’den kısa bir süre önce kulenin önündeydik. Kalabalık arasında yerimizi aldık. Saat geldiğinde kapalı kapılar açılıyor ve arkasındaki figürler bir bir belirmeye başlıyor. Aynı anda kalabalığın “Waovw!” seslerini duyuyorsunuz. Her anını kaçırmamaya çalışarak, ilgiyle izledikten sonra kapılar tekrar kapanıyor ve bu sefer alkış sesleri ile bu coşkuya ortak oluyorsunuz.

IMG_3004

IMG_2996

IMG_3005

Rathaus’un hemen karşısında St. Peterskirche kilisesi bulunuyor. Bu kilisenin 92 m’lik kulesine 297 basamak çıkarak Münih’i bir de tepeden izleyebilirsiniz.

IMG_3013

IMG_3015

Dönüşe son birkaç saat kalmıştı artık. Binalar arasında daha fazla gezinmek istemedik. Bunun yerine Englischer Garten (English Garden) diye bilinen oldukça geniş bir alanı kaplayan parkta vakit geçirdik. English Garden, Londra’daki Hyde Park’dan veya New York’daki Central Park’dan daha büyük. Şehrin içinde böylesi güzel parklara imrenmemek elde değil. Yanlarında köpekleri, bisikletleri, ellerinde kitap veya gazeteleriyle terlikli, şortlu parka gelen insanlarla beraber metrodan indik. Park elbette harika. Size sadece kafanızı boşaltıp, özgürlüğün tadını çıkarmak kalıyor.

IMG_3018

IMG_3031

Parkta gezerken önceliği Chinesischer Turm yani Chinese Tower’a verdik. 1789’dan beri varolan Chinese Tower Münihlilerin sıklıkla uğradıkları bir yer. Hofbrauhaus’un açık hava versiyonu burada yer alıyor. Masalar yine kalabalık ama bu sefer azmedip boş bir yer bulabildik. Birkaç turistin de bulunduğu, genişçe bir piknik masasına oturduk. Nar gibi kızarmış tavuğumuzu biralarımız eşliğinde afiyetle yedik. Bu sırada yanımızda oturanlar küçük kızımızın Ipad’i ustalıkla kullanıyor olmasına şaşkınlıkla gülünce, birlikte sohbete daldık. Aynı anda Chinese Tower’dan Alman ezgileri yükseliyordu. Haftanın belli günlerinde bu kulenin içinde yerel Bavyera kıyafetli müzisyenler canlı müzik yaparak ortamı daha da bir şenlendiriyorlar.

IMG_3020

IMG_3022

English Garden’da yapılabilecek birçok aktivite var. Bisiklete binebilir, gölde su bisikleti kiralayabilir ve hatta Isar nehrinin çılgın sularında surf bile yapabilirsiniz. Yok ben sakinlikten hoşlanırım derseniz, güneş yüzünü gösterir göstermez parka gelip güneşlenenlere, kitap okuyanlara ve miskinlik yapanlara siz de katılabilirsiniz.

IMG_3019

IMG_3026

IMG_3024

Romantik Yol diye bilinen küçük Ortaçağ kasabalarını ve Münih’i gördükten sonra kafamdaki Almanya algısı tamamen değişti diyebilirim. Yaşanan acıların üstünden çok uzun zaman geçmemesine rağmen, tarihiyle barışık ve dimdik ayakta olduklarını her şekilde hissediyorsunuz. Siyaseti bir kenara bırakırsak, sadece bir turist olarak gezdiğim yerler ve gördüklerim beni oldukça memnun etti. Demek ki neymiş; Almanya hiç de düşündüğüm gibi soğuk bir ülke değilmiş. Peki romantik miymiş? Siz öyle olmak istedikten sonra neden olmasın?

6 thoughts on “Kısa bir Münih Macerası

  1. Münih’te daha önce bulunmuştum. Okadar güzel bir dille anlatmışsınız ki tekrar gitmek için can atıyorum 🙂

  2. Bu güzel paylaşımınız için çokkk teşekkür ederim.Hele eşiniz ve kızınızla birlikte anlatışınız bizim gibi çocukla gezilir mi diye düşünenler için cesaret verici.Nice güzel gezmeler..

    1. Çok teşekkürler, çok mutlu oldum. Çocuklarla gezmenin elbette zorlukları var ama dönüp baktığınızda kalan güzel anıların tarifi imkansız, sevgiler.

  3. Merhaba;
    Paylaşımlarınız çok güzel, sitenizi Mart’ta planladığımız Münih gezisi için araştırma yaparken buldum. Sizden aldığım ip uçları oldu, anlatımınız kadar fotoğraflarınızı da beğendim. Tüm dünyayı karış karış gezmeniz dileğiyle..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir