Mavi şehir Jodhpur

Mavi şehir Jodhpur

Açıkcası Jodhpur daha önce adını hiç duymadığım bir şehirdi. Gezi planlamalarını yaparken Delhi’de iki günün fazla olabileceğini öngörerek Rajasthan bölgesinde görmeye değer bir şehir araştırdığımda Jodhpur güzel bir alternatif olarak ön plana çıktı. Fotoğraflarından da oldukça etkilendiğimi itiraf etmeliyim. Özellikle en sevdiğim renk olan mavinin tüm şehre hakim olması bende oldukça sempati uyandırdı. Gezip gördükten sonra ise yanılmadığımı anladım. Jodhpur, Hindistan gezimizin güzel sürprizlerinden biri oldu.

Jaipur treninden saat 22 civarında indik. 15 dakikalık bekleme sonrasında old townın göbeğinde haveli olarak tabir edilen geleneksel Rajasthan evlerinden biri olan otelimiz Hotel Haveli Jodhpur dan daha önce anlaştığımız şekilde bizi almaya gelen ekiple buluştuk. Eski model bir jipin arkasına çantalarımızla yerleştik ve Jodhpurun eski ve dar sokaklarında ilerledik. Saat kulesinin etrafındaki meydan sessizdi. Kısa bir yolculuk sonrası otelimize vardık. Güleryüzlü bir karşılama sonrası otelin terasında bir şeyler yiyip yol yorgunluğunu atmak istedik. Restoran kapanmasına rağmen bizim için birşeyler hazırladılar. Biz de bu arada muhteşem Mehrangarh Kalesi ve old town manzaralarının keyfini çıkardık.

Patates kızartması ve Kingfisher birası eşliğinde akşam yemeğimizi yedik ve odamıza geçtik. Oda tamamen geleneksel Rajasthan mimarisine uygun dekore edilmişti. Ancak Hindistanın bu bölgesinde bu mevsimde geceler oldukça soğuk oluyor ve klimayı çalıştırmayı da beceremediğimiz için açıkcası gece biraz üşüdük. Neyse ki sabah doğan güneş sonrası hava ısındı.

Sabah kahvaltısını yine otelimizin roofunda yaptık. Jodhpurda sadece bir günümüz vardı ve akşam 20 treni ile Delhiye hareket edecektik. Bu nedenle erkenden gezi planımızı uygulamaya koyulduk.

İlk hedefimiz tüm görkemiyle şehrin 120 metre tepesinde yer alan Mehrangarh Kalesi idi.

Old townın daracık sokaklarında artık alıştığımız Hindistan manzaralarının içinden geçerek yaklaşık 20 dakikalık bir tırmanma sonucu kalenin girişine vardık. LP rehberinde kalenin Hindistanın en görkemli kalelerinden biri ve bir mimari şaheser olduğu yazıyordu. Kalenin girişinde bir pasaport karşılığında audio guidelarımızı aldık ve kaleyi keşfetmeye başladık.

Audioguidelarda gerek Hindistan sosyal hayatı, kast sistemi, Mihracelerin yaşamı ile ilgili genel bilgilerin yanında o anda bulunduğumuz bölgenin tarihi önemi ile ilgili bilgiler veriliyordu.

Kalenin içindeki saray özellikle ahşap gibi gözüken ancak aslında taş oyma sanatının en nadide örneklerini barındıran pencereleri ile bende hayranlık uyandırdı.

Sarayın içinde howdah adı verilen ve bir nevi fil tahteravanı olarak kullanılan aletlerin sergisi vardı.

Özellikle Mihracenin kullandığı saf altından yapılan tahteravan çok ilgimizi çekti.

Turumuzun devamında Mihracenin yaşam alanlarını gözlemleme şansına sahip olduk.

Özellikle taht salonu oldukça süslü ve görkemliydi.

Yatak odasındaki lambalar Belçikadan özel getirilmiş. Burası sarayın en güzel odasıymış ve turistlerin de en çok ilgisini çeken mekan imiş.

Sarayın en son kısmında Mihracelerin bebeklerinin beşiklerinden oluşan yine ilginç bir sergi vardı.

Yaklaşık 2 saatlik bir turun sonunda saray gezimizi noktaladık. Çıkışta son derece modern ancak bir o kadar da pahalı bir müze satış mağazasını gördük. Jodhpur,  eski kağıtların üzerine el işlemesi motifleriyle ünlüymüş.

Ancak burdaki fiyatlar oldukça pahalıydı. Biz de şehir merkezinde daha ucuz bir atölyeden evimiz için bir hatıra aldık.

Sarayın dışında sez kumaş satıcılarını gezerken ben de kaleden muhteşem Jodhpur manzaralarını fotoğraflamak için kale burçlarının kenarına kadar ilerledim. Buradan şehrin maviliği çok güzel görünüyordu.

Mavi rengin kökeni ile ilgili biraz araştırma yaptığımda öncelikle Hinduların kast sisteminde en üst sınıfta bulunan Brahmanların evlerini maviye boyadığı ve daha sonra diğer insanların da onları taklit ederek evleri maviye boyadıkları söyleniyor. Bir kısım Hintli de mavi rengin sivrisinekleri kovduğunu düşündüğü için bu rengi tercih etmiş. Her ne sebeple olursa olsun özellikle buradan görüntü son derece güzeldi.

Tekrar sarayın önüne döndüğümde sez in etrafını birçok Hintli genö kız tarafından sarılmış olarak buldum. bizden önce Hindistanı ziyaret eden pek çok insan gibi bizimle de fotoğraf çektirmek isteyen bir sürü Hintli oldu. Hatta bazıları işi abartıp izin bile istemeden gelip önümüzde çömelip fotoğraf çektirdi ve tek kelime etmeden yanımızdan ayrıldı.

Kaleden çıktıktan sonra buraya kadar gelmişken yaklaşık 15 dakikalık yürüme mesafesinde olan Jaswant Thada isimli anıt mezar yapıyı görmek istedik. Burası, hemen yanındaki göl, kuşları, rengarenk çiçekli bahçesi ile oldukça huzurlu bir yer. Biraz dinlenmek iyi geldi.

Tapınaktan çıktıktan sonra hedefimiz özellikle yerel halkın tatil günlerinde sayfiye yeri olarak akın ettiği Mandore Bahçelerine gitmekti. Hemen çıkışta bekleyen rikşacılarla pazarlık yaptıktan sonra yaklaşık yarım saatlik bir rikşa yolculuğu sonrası bahçelere vardık. Burası yemyeşil ama biraz bakımsız bir park. İçinde çeşitli tapınaklar, göller ve bolca maymun vardı. Özellikle yerel halk için keyifli bir yer ama gezginler açısından mutlaka görülmesi gereken bir yer değil.

Mandore Bahçelerinde fazla oyalanmadan rikşayla başka bir görkemli yapıyı görmek için yola koyulduk. Uzaklarda şehrin siluetini oluşturan binalardan biri olan Uwaid Bhawan Palace’ın yapımına 1929 yılında başlanmış.

O dönemde hüküm süren açlık ve kuraklık döneminde iş imkanı yaratmak için yapılan ve 15 yıl boyunca 3000 işçinin çalıştığı bu muhteşem yapının bir bölümünde mihracenin soyundan gelenler yaşarken büyük bir bölümü de son derece lüks ve pahalı bir otel olarak hizmet vermekte. Avluda mihraceye ait çok güzel bir antika araba kolleksiyonu da meraklılarının ilgisini çekebilir.

Saraydan sonra benim jodhpurda en çok ilgimi çeken bölgeye, şehrin eski kısmına yani saat kulesinin etrafındaki yerel pazarın olduğu bölgeye geldik (Sardar Market). Burada baharatçılar, resim atölyeleri, her türlü kumaş, rengarenk bilezikler ve aklınıza gelebilecek pek çok şey satılmakta.

LP rehberinde de oldukça övgüyle bahsedilen ünlü Jodhpur baharatlarını denemek için MV Spice isimli dükkana girdik. Burada oldukça güleryüzlü bir Hintli kız, son derece akıcı bir İngilizceyle çeşit çeşit baharat ve çaylar hakkında bilgi verdi. Biz ordayken İtalyadan gelen bir siparişi hazırlayıp postaya verdiler. Tüm dünyaya baharat ve çay gönderiyorlarmış. Söz verdiğimiz gibi fotoğrafını bloga koymayı unutmadık.

Hindistana özgü lezzetlerden biri de lassi. Yoğurttan yapılıyor ve biraz bozaya benzer bir tadı var. Yine rehberimizin sözünü dinledik ve yerellerle dolu bir dükkanda lassimizi kaşıkladık.

Ben beğendim. sez bile benim tahminimin ötesinde hem tadına baktı hem de beğendi.
Sardar Markette gezinirken Krishna Book Depot isimli çok güzel bir dükkana rastladık. Bu dükkan adından da anlaşılacağı gibi ikinci el kitaplarla dolu. Hemen tüm dillerden binlerce kitap rafları süslüyor. Kitapların yanında çok güzel hediyelik eşyalar da mevcut idi. Ancak bu dükkanın sez için güzelliği gerçek anlamda profesyonel bir Hint kınasını yaptırma imkanı bulması oldu.

Kınayı da yaptırdıktan sonra günün yorgunluğu ve açlığımızın bastırmasıyla kendimizi old townın göbeğinde harika bir restorana attık.

Muhteşem dekore edilmiş klasik Rajasthan konağı olan Pal Haveli Otelin restoranı Indique, gerek yemeklerinin kalitesi, gerekse müthiş manzarası ile hem gözümüze hem de midemize hitap etti.

Önce Jodhpurda güneşi masala çayı eşliğinde batırdık.

Daha sonra son derece leziz Hint yemekleriyle romantik bir ortamda karnımızı doyurduk.

Aslında bu yemeğe ve manzaraya bir şarap da yakışırdı ancak her ikimiz de grip olduğumuz için tercih etmedik. Nasıl olsa trenimiz gece 22 de diye düşünüp geniş geniş otururken birden kafamda bir ampul çaktı ve bileti kontrol ettiğimde aslında trenin saat 20 de kalkacağını gördüm. Neyseki otelimize çok yakındık. Apar topar hesabı ödeyip otelimize vardık. Zaman ne kadar kısıtlı da olsa çatıya çıkıp kalenin dün gece göremediğimiz ışıklı halini fotoğrafladım.

Aslında bu manzarayı doya doya daha uzun süre seyretmek isterdim ancak zamanımız çok azalmıştı. Jodhpur görütntülerimizi hafızamıza ve kameralarımıza kaydedip rikşa ile istasyona vardık. Trenimizde rötar yoktu. Yataklı vagonda güzel bir şekilde dinlenerek sabah Delhide uyanmak üzere Hindistanın kaotik başkentine doğru yola çıktık.

 

 

 

2 thoughts on “Mavi şehir Jodhpur

    1. arap etkisiyle ilgili bir şey okumadım ama benim dünya gözüyle gördüğüm en gözalıcı kale diyebilirim. adeta şehrin üstüne çökmüş gibiydi.(papillon)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir