Mardin

Mardin

Yıllarca görmek istedim Mardin’i. Bir gün gideceğimi biliyordum da bu iş arkadaşlarımla beraber bayanlar kafilesi şeklinde olunca daha da bir keyifli oldu. Sevgili eşim papillona haksızlık etmek istemem tabi. Yine yolumuz düşer nasıl olsa, yani umarım…

Kısa süren uçak yolculuğumuzdan sonra, Eylül ayında bile yakıcı olan güneşi yüzümde hissedince önce kavrulacağız korkusu yaşadım ama sıcak bizi fazla zorlamadı neyse ki. Gezimize Mardin’in merkezinden, Cumhuriyet Caddesi’nden başladık. Ne yazık ki çok da şanslı sayılmazdık. Belediye, caddede yol yapım çalışmalarını çoktan başlatmıştı ve biz çukurlara düşmemek, kum yığınlarının içine girmemek için önümüze bakmaktan etrafın güzelliğine yeterince doyamadık.

 

Mardin çarşılarını gezmeye ilk olarak Tarihi Arasa İş Hanı’ndan başladık. Mardin’e gidip de baharat almamak olmazdı tabi ki. Tarihi Arasa İş Hanı’na girip baharat kokularının içine daldıktan sonra, daha gezinin başında elimizi kolumuzu poşetlerle doldurmuştuk bile. Çeşit bol, fiyatlar ise gerçekten uygun. Grupta en çok rağbet gören baharat sanırım sumak ekşisiydi. Yaprak sarmaya çok yakıştığını söyleyen arkadaşlarımın lezzetli yemeklerini henüz yiyemesem de hala umutluyum.

Baharat poşetlerimiz ellerimizde gezerken sırada Tarihi Kayseriye Pasajı vardı. Bu çarşıda Mardin’e ait aradığınız her şeyi bulmak mümkün. Şallardan, sabunlara, kıyafetlerden, otantik kahve fincanlarına ve bakır süs eşyalarına kadar alışveriş için sizi bekleyen ve ucu bucağı belli olmayan iş hanında sıra sıra dizilmiş dükkanlarda oldukça vakit harcayacaksınız, benden söylemesi.

Alışveriş sonrası karnımız iyiden iyiye acıkmıştı ve istikamet Cumhuriyet Caddesi’ndeki Erdoba Osmanlı Konağı oldu. Gezme imkanı bulduğumuz oteli oldukça konforlu ve temiz bulduk. Ayrıca Mardin Konaklarına yakışacak kadar otantik bir şekilde restore edilmiş. Ayaklarınızın altındaki uçsuz bucaksız Mezopotamya manzarası da bir o kadar nefis. Ne var ki işletmeyi çok beğenmedik. Yerel lezzetlerden oluşan tabağımızdan beklentimiz sanırım daha yüksekti. Yemeklerini çok tatmin edici bulmadık. Keyifli bir kahve içmek için uğranılabilir.

Sohbetle uzun süren öğle yemeğimizden sonra dik yokuşlar tırmanarak Zinciriye Medresesi’ne gittik fakat Mardin’i gezmek için yanlış bir gün seçmiştik. Günlerden Pazartesi’ydi ve tüm müzeler ve medreseler kapalıydı. Her gittiğimiz yerde bizi karşılayan güvenlik görevlilerine türlü türlü ricalarda bulunarak detaylı olmasa da tarihi yerler hakkında en azından bilgi sahibi olduk.

Mardin’in siluetinin önemli simgelerinden olan Ulu Camii Mardin’in en eski camilerindenmiş. Caminin Artukoğullarından kaldığı düşünülmekteymiş. Artuklu Hükümdarı Melik Şah camiye, birçok dükkan ve hamam vakfetmiş.

Mardin’in dar sokaklarında yürüyerek Hatuniye Camii (Sıttı Radviyye Camii)’ ye vardık. Kutubeddin İlgazi’nin annesi Sıttı Radviyye Hatun tarafından 1184-1185 yıllarında yaptırılmış olan camii içinde Hz Muhammed’a ait olduğu kabul edilen ayak izi bulunuyor.

Hatuniye Camii sonrası hemen yakınında bulunan Artuklu Kervansaray Oteli’ni gezmelisiniz. Bir görevliden sizi gezdirmesini isteyebilirsiniz, oldukça ayrıntılı bilgi veriyorlar.

Akşam yemeği için Öğretmenevi’ne yakın ve yerel yemekler yapan bir restoranı tercih ettik. Grubumuzda özellikle Kibe (işkembe dolması) yemek isteyen arkadaşlarımızın öncelikle gözüne sonrasında da midelerine hitap eden restoranda daha birçok yerel yemekler mevcut. Ben değişik tatlar konusunda önyargılı olduğum için tercihimi etli yaprak sarmadan yana kullandım ve oldukça keyif aldım.  İçli köfte, kuru biber, ve kuru patlıcan dolmaları da oldukça lezizdi.

Mardin’de konaklamak için Öğretmenevini tercih ettik. Umduğumdan daha iyiydi diyebilirim. Temiz çarşaflar, sıcak su ve kahvaltısıyla yeterliydi bizim için. Yatak sayısı da oldukça fazla. Yaklaşık 15 kişilik ekibimiz konaklama açısından hiç sorun yaşamadı.

Ertesi gün ilk durağımız Kasımiye Medresesi oldu. Medresenin dev kapılarını kapalı görünce “Yine mi giremeyeceğiz?” endişesini yaşıyorduk ki köylülerden biri elinde dev anahtarlarla çıkageldi. Medreseyi sahiplenen yaşlı dedemiz bir güzel bilgi de verdikten sonra medreseyi etraflıca gezdik.

Akkoyunlu Hükümdarı Kasım Bey tarafından 15. yy’da yaptırılan medresenin mimarisi gerçekten çok güzel. Her köşesi nakış nakış işlenmiş gibi. Hem dini hem de bilimsel ilimlerin icra edildiği medrese duvarlarında astronomi ve tıp bilimine ait gerçekten ilginç simgeler bulunuyor. 15. yy’da kullanılan makasları, neşterleri görünce eminim siz de şaşıracaksınız.

 

Bir rivayete göre, Kasım Paşa bu medresede katledilmiş. Kasım Paşa’nın kız kardeşi ağıtlarla Kasım Paşa’nın kanlı gömleğini medresenin duvarlarına sürmüş. Duvarda bulunan kırmızı lekeler kan lekesiymiş. Medresenin tavanına doğru kana benzer kırmızı lekeleri görüyorsunuz; ancak nihayetinde bu bir rivayet. Benim çok inanasım gelmedi açıkçası.

Mardin’deki tüm medreselerde simgeleştirilmiş olan doğum-hayat-ölüm temsilinin en iyi korunduğu yer Kasımiye Medresesi. Diğer medreselerdeki bu temsil alanı ya zarar görüp yıkılmış, ya da çalışmıyor. Hikaye şöyle: Medresenin avlusundaki duvardan akan su; doğumu simgelemektedir. Su, bu aşamada tıpkı bebeklik ve çocukluk gibi fıkır fıkır. Su döküldüğü yerde durgunlaşır. Bu durgunlaşma, dinginleşme evresi sanki hiç bitmeyecekmiş gibi gelen gençlik evresine benzetilir. Daha sonrasında suyun aktığı dar alan yaşlılığı simgeler. Burada su çok hızlı akar. Suyun döküldüğü havuz mahşer yeridir ve herkes oraya gider. İnanışa göre, her su Mezopotamya ovasına ulaşır ve orada bir bitkiye can verir.

Medrese sonrası durağımız Deyrulzafaran Manastırı (Mor Hananyo) idi. Manastır günümüze 5. yy’dan kalmış. Çok iyi korunduğu ve sahiplenildiği her halinden belli olan bir Süryani Manastırı. İçeride size bir rehber eşlik ediyor ve manastır ile ilgili açıklamalarda bulunuyor. Deyrulzafaran Manastırı Hristiyanlığı topluca kabul eden ilk halk olan Süryaniler’in ibadet yeri. Halen aktif olarak kullanılan manastırı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Hristiyanlığı kabul etmeden önce Güneşe tapındıkları yer ve piskoposların dikey olarak gömüldükleri alanlar hayli ilginç.

Ve Midyat… Mardin’e gidip de görmeden dönmek olmazdı doğrusu. Gerçi sokak aralarından daha çok gümüşçülerde vaktimizi harcadık ama olsun. Bayan kafilesi dedim ya, gümüşçü gezmek elzemdi.

Bir zamanların meşhur “Sıla” dizisinin çekildiği konağı gezdik ilk olarak. Misafirhane olarak kullanılan konak tüm Midyat’a hakim. Mimari olarak da cezbedici gerçekten. Konağın içindeki bazı odalar görülebiliyor. Diziden arta kalan kırık dökük eşyalar süslüyor olsa da Mardin kültürüne ışık tutuyor. Ufak hediyelik eşya dükkanları bulunuyor. Yöresel örtülerden satın alıp, yine yöreye özgü olarak başınıza sardırabilirsiniz.

 

Midyat’ta bahçe içinde bir restoran var, adı Midyat Sofrası. Açık havada, yeşillikler içinde yediğimiz yemeğin tadı sanırım hepimizin damağında kaldı. Yöresel yemekleri burada yiyebilirsiniz. Özellikle içli köfte enfesti. Bu lezzeti yakalayacağımızı bilseydik kebapları hiç sipariş etmezdik herhalde. Aklınızda bulunsun.

 

Karnımızı doyurduktan sonra attık kendimizi gümüşçüler çarşısına. Gerisini tahmin edersiniz. Dönüş yolunda birbirimize aldıklarımızı göstermeler, ne kadar ucuz aldığımızla ilgili konuşmalar ve yorgunluk…

13 thoughts on “Mardin

    1. Mardin’le ilgili göremediğim o kadar çok şey var ki. Umarım bir gün yolunuz düşer de siz keşfedersiniz. Yorum için teşekkürler…

  1. Merhaba,
    Önümüzdeki ay Mardin-Midyat-Hsankeyf gezim olacak.Bir çok kaynağım olmasına rağmen bu yazı ile karşılaşmam süper oldu.Elinize sağlık.

  2. Yazılarınızı ve gezi fotolarınızı çok beğendim. Ben de bir Mardin’li olarak çalışıyor olduğum firmada çıkarıyor olduğumuz derginin bu ayki gezi sayfasında Mardin ‘i konu etmek istiyorum. Eğer müsaade ederseniz fotoğraf ve yazılarınızın bir kısmından yararlanmak isterim.
    İyi çalışmalar ve gezmeler !

  3. merhaba ben enes kısa bir süredir mardin deyim burası çok güzel bi şehir kasmiye medresesi özellikle içten olsun dıştan olsun herkesin gelip görmesi lazım bence yani evler sokaklar çarşılar olağanüstü

  4. Midyat’a kadar gidipte orada yemek yiyememiştim, sanırım Midyat Sofrası’nı bir sonraki seferde denemem lazım, emeğinize sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir