Kapadokya

Kapadokya

Uzun süredir eşimle beraber gitmeyi planlayıp da bir türlü gidemediğimiz Kapadokya’ ya kendi arabamızla gitmeye karar verdik. Her zaman olduğu gibi booking.com dan otel rezervasyonunu yaptırdık. Rehber olarak da Lonely Planet Turkey ‘in içinden Kapadokya bölümünü internetten 2 dolar karşılığı satın aldık.

Cuma sabahı erkenden Aksaray üzerinden bölgeye doğru yola çıktık. Yol üstünde Tuz Gölünde mola verdik. Yıllardır devam eden kuraklığın etkisiyle gölde su seviyesi azalmış. İnsanlar rahatlıkla göl üzerinde yürüyüş yapabiliyor. Birkaç fotoğraf çektikten sonra yolumuza devam ettik.

Aksaray ı geçtikten sonra sağa Ihlara Vadisi yönüne saptık. Yol üstünde Selime köyü sanki göreceklerimizin habercisi idi. Ihlara turistik tesislerinin olduğu bölgede arabamızı otoparka bıraktık ve vadiye girdik. Vadi girişi 5 YTL. Burada size tavsiyem 20 YTL lik müze kart almanız. Çünkü bölgede görülecek birçok yer var ve sadece Kapadokya’da bile bu kart sayesinde çoğu yere ücretsiz girebiliyorsunuz. Vadi derin bir kanyon içinde akan Melendiz çayı ve etrafındaki ağaçların arasına gizlenmiş taş kiliselerden oluşmakta. Hepsini yürümek isterseniz yaklaşık 15 km. olduğunu hatırlatmak isterim. Vadiye yaklaşık 400 merdiven indikten sonra ulaşılıyor. Merdivenlerden indikten sonra çok güzel yemyeşil bir alana geliyorsunuz. Tahta köprünün karşı tarafında kayalara oyulmuş mağaralar mevcut. Bu bölgede 5-6 tane kilise rahatlıkla gezilebilir.


Merdivenler inerken çok zorlamadı ama çıkarken – yorulmuş olmanın da etkisiyle – mola verme ihtiyacı hissettik. Çıktıktan sonra köylü teyzelerden çok lezzetli elmalar aldık. Daha sonra geldiğimiz yoldan geri döndük ve Belisırma köyünün içinden geçtik.


Belisırma köyü vadinin devamında ve vadinin iki yamacına kurulmuş bir köy. Özellikle uzaktan, kıvrımlı yolundan köye yaklaşırken çok etkileyici bir görünümü olduğunu belirtmek isterim. Vadinin içinde nehrin üstüne kurulmuş 3-4 tane restoran var. Ağaçların altında akıp giden derenin yanında bir şeyler yemek gerçekten çok keyifli olabilir.

Belisırma’dan çıktıktan sonra Güzelyurt yönüne doğru ilerledik. Güzelyurt’a gelmeden sağ tarafta kayaların üzerine inşa edilmiş Yüksek Kiliseyi gördük. Köyün içinde birkaç tane taş kilise var. Ayrıca bir de camili kilise mevcut. Buranın en etkileyici yeri ise panoramik tepesi. Gerçekten hoş manzaralar yakaladık.

Güzelyurttan sonra Derinkuyu ve Kaymaklı üzerinden Nevşehir’e yaklaştık. Bu iki belde de yer altı şehirleri ile ünlü. Akşamüstü olduğu için şehirlerin kapanma saatleri yaklaşmıştı. O yüzden biz girmedik. Ancak sizin fırsatınız varsa mutlaka bir tanesini gezin. Çok ilginç bir deneyim olduğunu söylediler. Klostofobik insanlar için sakıncalı olabileceğini söylediler.Nevşehir’e birkaç kilometre kala Göre isimli bir köyden geçtik. Yolun sol tarafında terkedilmiş mağara evler çok güzel bir görüntü oluşturuyordu. Bölgede sıkça rastladığımız turist otobüslerinden inen birçok turistle beraber biz de fotoğraf çekip yolumuza devam ettik.

Akşamüzeri hava kararırken Göreme’ye vardık. Otelimizin sahibi Bekir Bey arabası ile bizi otogardan aldı ve onu takip ederek dar sokaklardan geçip tepedeki Travelers Cave Hotel e vardık. 11 odası olan çok şık bir butik otel olan otelimiz Göreme’yi tepeden görüyor ve bize göre fiyat performans olarak en güzel otellerden biri. Yaklaşık 1 yıl olmuş açılalı. Müşterilerin % 95 i yabancı ve hemen hepsinin internetten rezervasyon ile geldiğini öğrendik. Bekir Bey uzun süredir bu işi yapıyormuş. Aynı adı taşıyan pansiyon işletmeciliğinden sonra otel işine girmiş. Gerçekten çok emek harcanmış ve yurtdışında benzerlerini görüp takdir ettiğimiz mekanlara benzer bir mekan yaratmış. Bizim kaldığımız odanın yıllarca deve ahırı olarak kullanıldığını öğrendik.

Otele valizlerimizi bırakıp yemek yemek için rehberimizin önerdiği Alaturca isimli restorana gittik. Göreme’nin ve Kapadokya’nın en kaliteli mekanlarından biri olduğunu düşündüğümüz bu restoran servis, yemeklerin kalitesi ve sunumu açısından hem göze hem de mideye hitap ediyor.

Göreme küçük ama son derece şirin ve turistik bir ilçe. O kadar çok turist var ki çoğu zaman ortalıkta tek Türk olarak biz vardık. Japon, Koreli, Avustralyalı ve Fransız turistler ağırlıktaydı. Bunun yanında turizmi uluslararası standartlarda yapmaya çalışan işletmecilerin olması bizi oldukça memnun etti.

Ertesi gün sabah erken kalkıp rüya gibi bir görüntüye tanıklık ettik. Kapadokya’nın en keyifli ama bir o kadar da pahalı aktivitelerinden birisi olan balon turlarının yola çıkmalarını izledik. Maalesef bu güzelliğe sadece izleyici olarak eşlik ettik. Zira 1 saatlik balon turu fiyatları 120 ila 180 euro arasında değişiyor.

Balonlar gözden kaybolduktan sonra biz de kahvaltımızı ettik ve Göreme açık hava müzesine doğru yola koyulduk. Bu müzeye (ücret 15 YTL) müze kartımız sayesinde ücretsiz girdik. Ağırlıklı olarak kayalara oyulmuş kiliselerden oluşan bir yer. Bazı kiliselerin içindeki Bizans döneminden kalma freskler gerçekten görülmeye değerdi. Sizlere tavsiyem mutlaka çok erken bir saatte gitmeniz, çünkü çok kalabalık tur grupları ile gezmesi epey zaman alıyor.


Göreme’den Ürgüp’e doğru giderken sol tarafta üç güzeller isimli peri bacalarını gördük.

Ürgüp, Göreme’den daha büyük ve daha ilçe havasında bir yer. Temenni tepesinden 360 derecelik kuşbakışı manzaralara tanıklık edilebilir. Yöreye özgü eski Rum evleri ve terkedilmiş mağaralar çok hoş bir görünüm arzediyor. Tabi çoğu bayanın ilgisini çeken ünlü Asmalı Konak da Ürgüpte halen restoran olarak hizmet veriyor. 2 YTL karşılığı Seymen Ağa’nın odasını ve evin mutfağını da gezebiliyorsunuz. Ayrıca ünlü Turasan şaraplarının tadım ve satış mağazası da ilginizi çekebilir.

Ürgüp’ten Avanos’ a giderken Devrent Vadisinde yine fotoğraf çekmek için mola verdik. Burada da çeşitli şekillerde peri bacaları var. Özellikle deve şeklinde olan tüm turistlerin ilgi odağı olmuş durumda.

Avanos, içinden Kızılırmak geçen çok şirin bir ilçe. Ünlü köprüsünden geçip çanak çömlek atelyelerinin olduğu bölgeye vardık. Esnaf gayet sıcakkanlı ve misafirperverdi. Ustalar biz rica etmeden hemen tezgahın başına geçip çamurdan çeşitli sanat eserlerinin nasıl yapıldığını bize gösterdiler.

Avanos’tan sonraki durağımız ise Paşabağ beldesi oldu. Burası mantar şeklindeki peri bacalarının en iri ve en bol sayıda olduğu gerçekten fotojenik bir bölge. Burada da her yerde olduğu gibi hediyelik eşya standları, yiyecek içecek satan dükkanlar ve bolca turist vardı.

Kayseri yolu üzerinde 13.yüzyıldan kalma Sarıhan’ a da uğradık. Burası İpek yolu üstündeki kervansaraylardan biri ve içinde sema gösterilerinin de olduğu bir sahne mevcut. Özellikle turistlerin yoğun ilgisinin olduğunu öğrendik.

Akşamüstüne doğru güneşi batırmak için Uçhisar Kalesi’ne doğru yola çıktık. Arada yine son derece ilginç bir panoraması olan Çavuşin köyünden geçtik.

Uçhisar’a yaklaşırken kalenin alt kısmındaki son derece lüks butik otellerin özellikle gece görüntüsü gerçekten çok etkileyici idi. Ünlü Yunan Adası Santorininin ‘caldera’ manzarasını andırıyordu.

Uçhisar Kalesi bölgeye çok hakim bir tepe üzerine kurulmuş. Erciyes Dağı bile gözüküyor. Özellikle yükseklik korkusu olanların çıkması gerçekten sakıncalı olabilir.Ama son derece etkileyici bir günbatımına şahitlik edebilirsiniz. Biz ordayken birçok turist grubu da günbatımı için kalenin tepesine konuşlanmıştı.

Güneşi batırdıktan sonra akşam yemeği için tekrar Göreme’ye döndük. Bölgeye özgü testi kebabını gerçekten yapan tek restoran olan Dibek Restoran’ı seçtik. (Bir gece önceden siparişimizi verip rezervasyon yaptırmıştık) Yine son derece otantik ve turistlerle dolu bir mekanda yer sofrasında testilerimizi kırıp son derece lezzetli olan etimizi yedik. Ayrıca en lezzetli ev baklavasını da yine bu mekanda yediğimizi de belirtmek isterim. Ev yapımı kırmızı şarap da çok hoşumuza gitti.


Yemekten sonra kısa bir yürüyüş yaptık. Son derece yorgun ama bir o kadar da huzurlu ve mutlu halde otelimize döndük. Güzel bir uykudan sonra yine güneşli bir pazar günü Göreme’den ayrıldık ve evimize döndük.

Yurtiçinde ve yurtdışında birçok yeri gezmiş olmamıza rağmen nasıl olup da bugüne kadar Kapadokya’yı ziyaret etmemiş olduğumuza hayret ettik. Ankara’ya sadece 3 saat mesafede her anlamda inanılmaz bir doğa mucizesi bizleri bekliyor. Ben hala görmemiş olanlara şiddetle tavsiye ediyorum.

4 thoughts on “Kapadokya

  1. Hayatım bazı detayları ben bile unutmuşum, eline sağlık. Umarım yazdıklarından faydalananlar da bizim kadar keyif alırlar. Bu arada blogun için özenle çektiğim fotoğraflar çok hoş durmuş, söylemeden edemedim 🙂

  2. Balon turuna biz çıkamadık ama sevgili kardeşim hhy bizim için turu yaptı ve HD bir kameraya görüntüleri çekti. Gerçekten de eşsiz bir deneyim olduğu konusunda şüphem yok. Kısmet bir dahaki sefere….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir