Hindistanın kalbi Delhi

Hindistanın kalbi Delhi

Jodhpurdan saat 20 de hareket eden trenimiz Hindistan’ın en kaotik ve en renkli şehri Delhi’ye doğru yol almaya başladı. Biz, bir yandan yataklı vagonumuzda rahat yataklarımızı hazırlarken bir yandan da yarınki programımızı tekrar gözden geçiriyorduk. Karşı kompartmandaki bir Hintli işadamı bizimle oldukça ilgilendi.Ülkemizin nüfusu, dini ve sosyal yapısı gibi pek çok konularda soru sordu. Hatta ‘size neden Avrupanın hasta adamı diyorlar? diye bile sordu:) Kendisine biraz memleket tarihi hakkında bilgi verdim. Sohbet sayesinde zaman da ilerliyordu. Yine karşı kompartmandaki başka bir Hintli ise çantasından viskiyi ve buzları çıkardı ve yol boyunca bir yandan viski içti, bir yandan da sabaha kadar telefonla konuştu. Bana da ikram etti ama kibarca reddettim. Bir yandan yorgunluk, bir yandan gribal enfeksiyonun etkisiyle gözlerimi kapadım. Uyandığımda sabah saat 06:00 idi ve Delhi istasyonuna girmek üzereydik. Aceleyle çantalarımızı sırtladık. Trenden indiğimizde oldukça soğuk ve kasvetli bir hava bizi karşıladı. (alttaki foto internetten)

Artık alıştığımız rikşacı ve taksici ordusunun hücumundan usta manevralarla sıyrılıp pre-paid rikşa boothuna ilerledik. Otelimizin adını söyledik ve oldukça sert esen bir rüzgar ile biraz da titreyerek Delhi sokaklarında rikşa ile ilerlemeye başladık. Yol kenarlarında insanlar yerlerde yatıyor, etrafta ateşler yanıyor, her tarafta çöpler havada uçuşuyor, ortalık fakirlik ve sefalet kokuyordu. Otelimiz Cottage Yes Please Delhi’nin backpacker bölgesi olan Pahar Ganj daydı. Gecelik 900 Rupi olan ücreti ve temizliği ile fiyat performans açısından oldukça iyiydi.

Check in yaptırıp odamıza yerleştik. Çantalarımızı bırakıp üstümüzü değiştirdik ve lobiye indik. Delhide sadece bir günümüz vardı bu nedenle bir taksi kiralamayı ve görmek istediğimiz yerleri sırayla gezmeyi planladık. Otel vasıtasıyla bir taksici ayarladık. Taksici gelene kadar otelin hemen karşısındaki restoranda Hint usülü kahvaltımızı yaptık. Sıcak çay iyi geldi. Saat 9 civarında Delhi turumuza başladık. İlk durağımız Old Delhi idi. Agrada Red Fortu gezdiğimiz için Delhidekine girmedik. Dışardan oldukça görkemli görünen bu kaleyi gezmek için 4-5 saat ayrılması gerekiyormuş. Biz direkt olarak Jama Masjid isimli Hindistanın en büyük camisine girmeyi planladık. Burası Chandni Chowk isimli eski Delhinin en eski ve en harektli pazaryerinin hemen yanında yer alıyor.

Sabahın erken saatleri olmasına rağmen oldukça hareketliydi. Şoförümüz bizi caminin yakınına kadar getirdi, yankesiciler, satıcılar, dilenciler ve diğer insanlara karşı oldukça dikkatli olmamızı tekrar tekrar hatırlatarak bizi park yerinde beklemeye başladı. Biz de biraz tedirgin de olsa pazaryerinden geçerek Jama Masjide vardık. Girişte ayakkabılarımızı çıkarırken boynunda resmi kimliği ile bir görevli yanımıza yaklaştı ve biletler için 200 Rupi vermemiz gerektiğini söyledi. Yol yorgunluğu ve bir anlık şaşkınlığımız sonucu hiçbirşey sormadan adama parayı verdik ve camiye girdik. Biletlere dikkatlice baktığımızda pek de giriş biletine benzemediğini farkettik. Hemen yakınlardaki resmi bir tur rehberine elimizdeki biletleri gösterdiğimizde adam gülümsedi ve cami girişinin aslında bedava olduğunu, bize fotoğraf çekimi için bilet sattıklarını, aslında kimsenin bu iş için para ödemediğini yani bir nevi ufak çaplı dolandırıldığımızı gülümseyerek anlattı. Bu can sıkıntısıyla camiyi gezmeye devam ettik. Burası 25000 kapasitesi ile Hindistanın en büyük camisi imiş. 1644-1658 yılları arasında Şah Cihan tarafından inşa edilmiş.

Yaklaşık 121 basamakla tırmanılan 40 metrelik minaresine tırmanmak için minare girişine ilerlediğimizde bizi kandıran üçkağıtçı Hintliyi görünce ben sinirle üzerine yürüdüm. Adam ağzında birşeyler geveledikten sonra koşarak kaçtı. Biz de minareye tırmanıp eski Delhi görüntülerini kameraya kaydettik ve aşağıya inip camiden ayrıldık. Yine pazaryerinin ortasından geçip hemen yakınlardaki Jain Tapınağına ve bahçesindeki kuş hastanesine vardık. Jain dini Hindistana özgü dinlerden birisi. Delhide en ünlü tapınaklarından birisi mevcut olduğu için ben içeri girip tapınakta dua edenleri gözlemledim. Maalesef tapınağın içinde fotoğraf çekmek yasak o nedenle sadece dıştan fotoğrafını koyuyorum(internet).

Tapınağın bahçesinde bir de kuş hastanesi mevcut. Oldukça ilginç olan bu bina da görülmeye değer. İçerde binlerce çeşit kuş var ve hepsi de iyileşmeyi ve doğaya salınmayı bekliyor. Ancak Jain dininin inançları gereği sadece otobur kuşlar yatarak hastanede tedavi edilerken etobur kuşlara ayaktan poliklinik hizmeti veriliyormuş.:)

Jain tapınağından ayrılıp bizi bekleyen taksicimizin yanına döndük. Taksici parktan çıkarken otopark değnekçisi çocuk yanımıza geldi ve park ücreti istedi. Bizim taksici ısrarla para vermek istemeyince bir anda birkaç Hintli etrafımıza toplandı ve bağıra çağıra kavga ettiler. Yaklaşık 1 TL lik bir para için 10 dk. tartıştıktan sonra bizim taksici parayı vermeyi kabul etti de yolumuza devam edebildik. Sıradaki durak Gandhinin yakıldığı yerdi (Raj Ghat). Burası oldukça büyük ve yemyeşil bir parkın ortasında siyah mermerden bir mozoleden ibaret. Sürekli yanan bir ateş ve Gandhinin anısına dua eden Hindular ortamı daha da mistik bir hale getirmekte.

Burada diğer turistlerle beraber biraz oyalandıktan sonra yavaş yavaş acıkmaya başladığımızı farkettik. Parkın içindeki banklardan birinde memleketten getirdiğimiz konservelerimizi yedik ve yorgunluk ve açlığımızı gidermenin huzur ve mutluluğu ile güneşin keyfini çıkardık.

Raj Ghat ile beraber Old Delhi gezimizi de sonlandırmış olduk. Bundan sonraki kısımda şaşırtıcı derecede temiz caddeleri, geniş parkları ve modern binalarıyla tipik bir dünya başkenti olan New Delhide turlamaya başladık. Sırada Delhinin en göz kamaştırıcı yapısı olan Hümayunun mezarı vardı. LP rehberinde Obama çiftinin bile buraya özellikle getirildiği yazıyordu. Aynı zamanda Unesco Dünya Mirası alanlarından biri olan bu mezar ve bahçeleri gerçekten de ününü hakeder nitelikte. 16.yüzyılın ortalarında ikinci Moğol imparatoru Hümayunun İranlı eşi Haji Begüm tarafından yaptırılan bu mezarın Taj Mahale ilham kaynağı olduğu belirtiliyor.

Burası bence Delhide görülmeye değer yapıların başında geliyor. Yaklaşık 1 saat binada ve bahçesinde zaman geçirdikten sonra rotamızı Lotus Temple’a çevirdik. Bu ilginç tapınak lotus çiçeği biçimindeki yapısıyla Delhinin en ikonik yapılarından bir tanesi.

Bahai dininin tüm dünyadaki 7 tapınağından birisi imiş. İçine girmeden önce gönüllüler tarafından Bahai dini hakkında ve tapınağın içinde uyulması gereken kurallarla ilgili kısa bir brifing sonrasında tapınağın içine girdik. Tabii her zamanki gibi ayakkabılarımızı tapınağın girişinde bıraktık.

Oldukça yüksek kubbeleri, sıra sıra dizilmiş kilise benzeri oturakları ile her yaştan ve hemen her din ve milliyetten birçok insanla beraber derin bir sessizlik içinde tapınağın uhrevi havasını teneffüs ettik. Bir süre içerde kaldıktan sonra tekrar aracımıza döndük ve yola koyulduğumuzda yeni hedefimiz Delhinin biraz dışında bulunan Qutb Minar idi. Qutb Minar da Delhinin İslami kökenini yansıtan en önemli yapılardan bir tanesi. 1193 yılında Delhideki son Hindu kralının da yenilmesi şerefine Müslüman sultan Qutbeddin tarafından zafer kulesi olarak dikilmiş. Bir dönem minare olarak da kullanıldığına dair bir rivayet mevcut ancak bu kadar yüksek bir minareye günde beş kez hiçbir imamın tırmanamayacağı dolayısıyla bunun bir şehir efsanesi olabileceği de söyleniyor. Yaklaşık 73 m yüksekliğinde, zeminde kulenin çapı 15 metre iken en tepede bu rakam 2.5 metreye düşüyormuş.

Qutb Minarın etrafında Hindistanda inşa edilen ilk caminin kalıntıları mevcut. Bu yapı aynı zamanda yeni bir dini gücün yükselişini temsil ediyormuş. Caminin Hindu ve Jain öğeler içeren bir tapınağın kalıntıları üzerine inşa edildiği biliniyormuş.

Caminin avlusunda oldukça ilginç bir sütun mevcut. 7 metrelik demir sütunun ilk olarak bir Vishnu tapınağının dışında dikildiği, üzerindeki Sanskritçe birtakım yazılardan anlaşılıyor.

Ancak yazılarda söylenmeyen ve bilimadamlarının da bir türlü çözemediği şey bu demir sütunun 2000 yıldan daha uzun bir süredir nasıl olup da paslanmadığı. Yine bir şehir efsanesine göre bu sütunun çevresinde kollarını tam olarak kavuşturabilenlere uğur getiriyormuş. Delhide Humayunun mezarı ile beraber bence görülmesi gereken ikinci yapı olan Qutb Minarın önündeki bu pozumla beraber Delhideki kültürel gezimiz de son buldu.:)

Şimdi sırada alışveriş merkezi gezmek isteyen sevgili eşimin isteğini yerine getirmek üzere LP rehberinde tavsiye edilen Central Cottage Emporium vardı. Burası şehrin merkezinde oldukça lüks ve modern bir alışveriş merkezi.

5 katlı bir bina ve hükümet tarafından işletiliyor. Oldukça kaliteli ve orijinalliğinden emin olabileceğiniz mallar satılmakta, ancak fiyatlar Hindistan standartlarına göre oldukça pahalı. Yaklaşık 2 saatimiz olmasına rağmen tam anlamıyla gezemediğimizi ifade etmek isterim. sez buraya bayıldı, hanımların dikkatine sunulur.

Saat 17 00 olduğunda bizim de taksicimizle anlaşmamız sona ermişti. Ertesi sabah havaalanına bırakmak üzere sözleştik ve bizi otelimizin yakınında Pahar Ganj bölgesinde bıraktı. Burası sırtçantalı gezginlerin Delhideki yaşam alanı olarak adlandırılabilir. Her tarafta oteller, lokantalar, her türlü turistik ve yerel eşyanın satıldığı, oldukça uygun  fiyatlı ürünlerin bulunabildiği bir bölge. Buraya mutlaka zaman ayırılmasını öneriyoruz.

Akşam yemeğimizi LP rehberinde ve diğer rehberlerde oldukça övgüyle söz edilen Metropolitan Hotel in restoranında yedik. Açık havada, yeşillikler içinde, her türlü kargaşadan uzak son derece modern ve profesyonel bir işletmede gönül rahatlığıyla Hint yemeklerini yedik ve karnımızı tıka basa doyurduk. Yarın sabah erkenden Sihlerin Kabesi olarak adlandırılan Altın Tapınağın bulunduğu Amritsara uçmak üzere erkenden havaalanına gitmek durumundaydık. Bu nedenle yemek sonrası Pahar Ganjda kısa bir yürüyüş yapıp otelimize döndük ve Hindistanda otelde geçirdiğimiz son gecemizi noktaladık.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir