Hey Gidi Karadeniz!

Hey Gidi Karadeniz!

Bizim gibi gezginler için 9 günlük bayram tatili gibi bir fırsatı kaçırmak sanırım imkansız. Eşimin memleketi ve dolayısıyla her an yanımda taşıdığım nüfus cüzdanımda bahsi geçen yeri görmek için ailece Trabzon’a doğru yola çıktık. Ankara’dan arabayla uzun bir yolculuk olacaktı. Yine de aile bireylerinin de isteği ve merakı doğrultusunda öncelikle Amasya’yı görmek istedik.

Amasya

Tarihte birçok uygarlığa (Hitit, Frig, İskit, Lidya, Pers, Helen, Pontus, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı) ev sahipliği yapmış olan Amasya son zamanlarda yapılan tanıtım reklamlarıyla hayli iddialı. Ortasından ırmak geçen şehir, restorasyonlara devam etmekte. Biz de şehri bir tepeye çıkıp fotoğraflamadan edemedik tabi ki.

IMG_7740

IMG_7742

Irmak kenarındaki restore edilmiş eski Amasya evlerinin bir kısmı cafe ve restorana çevrilmiş. Yiyemediğimiz yemeklerini bir sonraki sefere saklamakla yetindik. Evlerin arkasındaki kral mezarları da korunmuş.

IMG_7752

IMG_7771

IMG_7773

IMG_7751

 

Trabzon

Atatürk Köşkü

Trabzon’daki gezimize Atatürk Köşkü’nden başladık. Köşk, Trabzon’un Soğuksu Tepesinde bulunuyor. Merkezden 8 km yükseğe tırmanıldığından manzara enfes. Bizi ilk olarak çam ağaçlarıyla çevrili, çeşitli çiçeklerin güzel bir peyzajla konumlandırıldığı köşkün bahçesi karşıladı. Tertemiz, bakımlı, gıcır gıcır, bembeyaz köşk içten içe beni mutlu etti. Sanırım bu mutluluğum içten içe manevi değerinin yanı sıra hak ettiği ilgiyi de görmüş olmasındandı. İlgilere teşekkürler.

Zarif köşk 1903 yılında tamamlanmış. Aslında Konstantin Kapogiannidis adında bir gayrimüslime aitmiş. Savaş zamanı ailesiyle birlikte Yunanistan’a giderek köşkü terk etmiş. Atatürk ilk defa 1924’deki Trabzon ziyaretinde köşkte ağırlanmış. Daha sonra 1930’da tekrar geldiğinde köşk kendisine hediye edilmiş. Son olarak, 1937’de köşkü ziyaret etmiş ve bir süre konaklamış. Vefatından sonra kız kardeşi Makbule Boysan köşkün sahibi olmuş ve 1947’de belediyeye müze olarak bırakılmış. Köşkün içinde fotoğraf çekmek yasak olduğu için köşkün içini fotoğraflayamadık ama yasak bilmez arkadaşlarımızın çektiklerine çeşitli sitelerden ulaşmak mümkün.

IMG_7783

IMG_7801

IMG_7785

IMG_7796

 

Boztepe

Trabzon’a gidildiğinde Boztepe’de mola verip manzaranın keyfine mutlaka varılmalı.

IMG_7803

IMG_7810

 

Sümela Manastırı

Fotoğraflarını defalarca görmeme ve hakkında biraz da olsa bilgi sahibi olmama rağmen şaşkınlık içerisinde kaldım. Günümüz teknolojisiyle bile cesaret isteyen işin MS 375-395 yılları arasında inşa edilmiş olmasına inanmak güç. Manastır, deniz seviyesinden 1150 m yükseklikte Yunan Ortodoks Manastırı olarak kurulmuş. Tam adı Panagia Sumela imiş.

Karadeniz Rumları arasında anlatılan bir efsaneye göre Atina’lı Barnabas ile Spohronios adlı iki keşiş aynı rüyayı görmüşler; rüyalarında, İsa’nın öğrencilerinden Aziz Luka’nın yaptığı üç Panagia ikonundan, Meryem ‘in bebek İsa’yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olarak Sümela’nın yerini görmüşler. Bunun üzerine birbirlerinden habersiz olarak deniz yoluyla Trabzon’a gelmiş, orada karşılaşıp gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmış ve ilk kilisenin temelini atmışlar. Bununla birlikte manastırdaki fresklerde sıkça yer alıp, özel bir önem verilen Trabzon İmparatoru III. Aleksios’un’un (1349-1390) manastırın gerçek kurucusu olduğu sanılmaktaymış.

2010 yılında Türkiye’nin izni ile Hıristiyanlarca Meryem Ana’nın göğe yükseliş günü olarak kabul edilen ve kutsal sayılan 15 Ağustos gününde 88 yıl aradan sonra ilk ayin düzenlenmiş, ayini Fener Rum Patriği Dimitri Bartholomeos yönetmiştir. Geçtiğimiz sene de ayin yine büyük ilgiyle gerçekleştirilmiştir.

IMG_7814

IMG_7837

Bugüne kadar Manastıra çıkışla ilgili türlü olumsuz duyumlara rağmen hiç zorlanmadan çıktım. Üstelik kucağımda kızımla beraber. Arabayla yakınına kadar gidip park etme imkanımız oldu. Ya eskiden çıkış daha zordu ya da ben çok motiveydim, bilemiyorum.

Manastıra giriş ücreti 8 TL. Tarihi geçen müze kartımızı yenileyerek ve görmediğimiz birçok müzeyi ziyaret etmeyi ümit ederek giriş yaptık. Bilet bölümünden sonra 60 merdiven çıkıyorsunuz, sonra 60 merdiven iniyorsunuz ve manastırdasınız.

IMG_7826

IMG_7834

IMG_7827

IMG_7828

Güzel ülkemin güzel insanları isimlerini fresklere kazımaktan yine hiç çekinmemişler. O zaman ne diyoruz? “Eğitim şart!”

 

Uzungöl

Özellikle hafta sonunu geçirmek için ideal bir doğa harikası. Her mevsim yeşil kalan Uzungöl’ü özellikle güneşli bir günde ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Pırıl pırıl gölün yansıması, yeşilin farklı tonları, köyün ve caminin güzelliği daha bir seyre değer oluyor.

IMG_7855

IMG_7871

IMG_7863

IMG_7899

Göl çevresindeki ahşap otellerde konaklamak mümkün. Şelalenin yakınındakiler bence daha keyifli. Bizim gibi konaklamayacaksanız; ya bir restoranda enfes tereyağında alabalığı, mıhlamayı, sütlacı deneyin ya da sadece bir bardak çay içseniz bile yeter.

IMG_7875

IMG_7882

 

Uzungöl’ün yeni bir hizmeti de gölü helikopterle gezmek. Bunun bedeliyse 8 dakikalık kısa tur 100 TL, diğer turlar ise dakika başına 6 euroymuş. Ancak hafta sonları huzur bulmak için (!)Uzungöl’de konaklayanlar, “Bu ne gürültü? Huzur muzur bırakmadınız, çoluk çocuk korkuyor” nidalarıyla bölgeyi terkediyorlarmış. Ne bileyim, bana da saçma geldi açıkçası. Helikopterle gezecek kadar geniş bir alan da değil üstelik. İlle de aktivite diyorsanız; bisiklet kiralayabilirsiniz.

Arhavi ve Mençuna Şelalesi

Herkesin memleketini ziyaret ettiği bu bayram tatilinde Fundita da bizi Arhavi’ye gitmemiz için ikna etmekte zorlanmadı. Zira dizi dizi diktikleri gökdelen gibi apartmanlarıyla büyük bir şehirden farkı olmayan Trabzon’un dışına çıkmak, esas Doğu Karadeniz’i yaşamak anlamında heyecan vericiydi. Çevremde oldukça Arhavili olduğundan ve bu küçük ilçeyi dillerinden düşürmemelerinden ben de merak ediyordum. Memleketleri sorulduğunda Artvin yerine Arhavi cevabını veren Arhavililerin çoğu büyük şehirlere göç etmişler; ama her fırsatta özlemle memleketlerine geldiklerini anlıyorum. Arhavi deniz kenarında (Gerçi yol yapımı sonrasında biraz içeride kalmış, çay bahçeleri eski tadını kaybetmiş) küçük bir ilçe. Toprağın yeşilden neredeyse görülmediği, dağda taşta türlü engebelerde özellikle çay tarımı yapılabilen görülmesi gereken bir ilçe. Fundita’nın babasının köyünü görme imkanımız olmasaydı bu kadar çok sevmezdim herhalde çünkü merkezi çok ilgi çekici gelmedi. Köye giden yol bildik yollardan değildi. Birçok ilde düz arazide bile karşılaşamayacağınız asfalt yol zirveye yakın köye kadar tırmanıyordu. Üstelik Arhavi’nin her köyü için yollar böyleymiş. Sadece iki arabanın geçmesi açısından sıkıntı yaratsa da, inatçı Karadeniz insanı kendine has yöntemlerle bu soruna da çözüm buluyordu (Fundita, Amcana sevgiler!). Köyde kalanların şehre göç etmesi sebebiyle bakımsız kalarak doğaya terk edilen köy bu haliyle bile hayat doluydu. Dizimizin boyunu geçen otları yararak yol alıyorduk. Bu esnada çevremizdeki fındıkların, karayemişlerin, salatalıkların tadına bakmak ayrı bir keyif veriyordu.

IMG_7933

IMG_7906

IMG_7908

IMG_7915

IMG_7922

IMG_7923

Köyden sonra Mençuna Şelalesi’ne gitmek için safari aracı olarak adlandırdığımız Suzuki Vitara ile deniz seviyesine indikten sonra gürül gürül akan bir nehir boyunca konumlandırılmış ve her bir görüntünün kartpostallık olduğu yoldan devam ettik.

IMG_7934

IMG_7937

Mençuna Şelalesi’ne tırmanmaya başlayacağımız alana park ettikten sonra başımıza geleceklerden habersiz tabana kuvvet yola koyulduk.

IMG_7942

IMG_7949

IMG_7953

IMG_7951

Türlü türlü tepelere, kulelere vb. yerlere çıkmaya alışık olan ekibimiz önce tavşan adımlarla, daha sonrasında ise daha ne kadar kaldığını merak ederek ve kalp atışlarını net bir şekilde hissederek parkuru başarıyla tamamladı. Yolun bir bölümünde, aşağı inenlerin “Yarısını bitirdiniz, az kaldı” gibi ifadelerinin tepeye vardığımızda bizi sadece motive etmek için olduğunu anlamakta geç kalmadık. Yol kısa değil 20-25 dakikalık bir tırmanışla varabiliyorsunuz. Ancak 2 yaşındaki yürümeyi hiç sevmeyen kızımızı babasıyla beraber kucağımızda taşıma faktörünü de unutmamak lazım. Değdi mi derseniz; kesinlikle…

IMG_7963

IMG_7957

 

Ayder Yaylası

Ayder Yaylasına Rize’nin Çamlıhemşin ilçesi üzerinden gidilmekte. Akan dere boyunca gidilen manzaralı yol üzerinde alabalık yiyebileceğiniz birçok restoran bulunuyor. Osmanlı döneminden kalma taş köprünün hemen yanında bulunan Osmanlı Restoran’ı tavsiye ederim. Eskiden hayvancılıkla geçinen halk günümüzde turizme ağırlık vermiş. Pansiyonculuk ve hediyelik eşya mağazaları temel geçim kaynakları haline gelmiş.

Fırtına vadisinde bulunan Fırtına deresi rafting yapmaya uygun dünyanın sayılı nehirlerindenmiş. Aksiyon severlere duyurulur.

Ayder Yaylası Osmanlı döneminden beri şifalı suyu kullanılan önemli bir yer. Ziyaretçileri turizm amaçlı olduğu gibi romatizmal hastalıklara iyi geldiği düşünülen sudan yararlanmak için de kaplıcalara gelebilmekte.

Ayder Yaylası deniz seviyesinden 1350 m yüksekte, çevresinde şelaleler bulunan, seyre doyulmaz kendi halinde bir yer aslında. Biz bayram tatilinde gittiğimiz için etraf araba ve insandan geçilmiyordu. Hafta içi gelirseniz daha çok keyif alacağınızı düşünüyorum. Arabamızı park ettikten sonra yol boyunca yürüdük. Yaz aylarında giderseniz neredeyse her 200 metrede bir konumlanmış olan haşlanmış mısırcılardan mısır alın. Ayrıca yerel halkın saçta yaptıkları gözlemelerin tadına da bakabilirseniz. Bizim gibi yetişmeniz gereken bir yer yoksa, manzaralı café ve restoranlarda oturarak uzun uzun keyfini çıkarabilirsiniz. Köy evlerinin önündeki geniş arazide çimlerin üzerine tabiri caizse yayılarak dinlendik ve bol bol fotoğraf çektik.

IMG_8007

IMG_8014

IMG_8017

IMG_8023

IMG_8068

 

Hey gidi Karadeniz… Tabiat sana çok cömert davranış. Dilerim hep olduğun gibi kalırsın…

5 thoughts on “Hey Gidi Karadeniz!

  1. Vay canına bu ne hız. Süpersin Sez. Abimi beklesek tarihler 2012’yi gösterirdi herhalde. Yazılar da nefis.

    1. “Beğen” ikonuna ne kadar çok alıştığımı farkettim şimdi. Yorumunu “Beğen”dim. Sırada Yunan Adaları…

  2. Karadeniz’in tamamı var neredeyse. Aylarca gezilecek yerler. Ne mutlu ki hepsini gördüm ben de. Kıyı şeridinde, doğuya doğru gittikçe hayranlığı artıyor insanın. Bu arada Sümela’daki şikayetinize katılmakla birlikte; duvarlarda yabancı isimlerin olduğunu da eklemek isterim. Bizim duvar magandalarını gören turistler de onlardan geri kalmamışlar. Yeri değil ama “Mahmut Kolukısa” vardı bir tane. Adam evinin duvarına yazmaz o kadar kocaman yazıyı. Hala unutmamışım. Deşifre etmek istedim.

    1. Ettik gitti o zaman… “Mahmut Kolukısa” komikmiş; adam soyadına inat yapmış gibi. Bir de niye soyadını yazarsın ki imza mı atıyorsun? Haklısınız yurt dışında da durum çok farklı değil; ama insan kendi ülkesinde daha bir özen istiyor herhalde.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir