Haziranda Kopenhag: 5. Gün

Haziranda Kopenhag: 5. Gün

Güneşli günlerden sonra bugün yağmura uyanmıştık. Kopenhag’daki evimizi boşaltmak kolay olmadı. Canım annemin yaptığı son yemeğimizi yedikten sonra bir yandan mutfağı düzenlerken diğer yandan da bavullarla haşır neşirdik. Ben bavulu düzenlerken, minik Çağla’mız kendine yeni bir oyun bulmuş ve ben arkamı döndüğümde bavula yerleştirdiklerimi yere boşaltıp kıkır kıkır gülüyordu.

Bugünkü rotamız Kopenhag’ın 50 km kuzeyinde bulunan Kronborg Kalesi. Aynı zamanda William Shakespeare’in ünlü Hamlet eserindeki Hamlet’in Kalesi olarak da biliniyor.

Deniz kıyısında bulunan Kronborg Kalesi’nin tarihi 15. yy’a dayanıyor. Çeşitli krallar tarafından kullanılan kale, uzunca bir süre Baltık Denizi’nde bir geçiş yolu görevi görmüş ve 400 yıl boyunca buradan geçen tüm gemilerden vergi hatta haraç alınmış. Bu haracı vermeyen gemiler topa tutulmuş. İsveç sınırına en yakın nokta olan (4 km) Kronborg Kalesi, aslında bu amaçla yapılmış ama sonradan karşı kıyıya gözdağı vermesi açısından stratejik bir öneme sahip olmuş.

UNESCO mirası ve Rönesans döneminin en iyi örneklerinden biri olan Kronborg Kalesi’nin içi de mutlaka görülmeli. Hazine odaları, balo salonları güzel korunmuş. Yaz aylarında “Hamlet” gösterileri sergileniyormuş.

Kronborg Kalesi

Kronborg Kalesi2

Kronborg Kalesi3

Gezimizin 5. gününün bir kısmı yolda geçti diyebilirim. Sonraki günler için yaptığımız planlar Danimarka’nın batısında kalıyordu. Kronborg Kalesi’nden çıktığımızda Odense’deki otelimize varmak için yaklaşık 200 km kadar yolumuz vardı. Bu geziyi daha seyirlik bir hale getirebilmek için deniz kenarından ilerledik. Karnımız acıktığında tam da istediğimiz gibi bir kasabaya gelmiştik: Gilleleje.

Gilleleje, North Zealand bölgesinin en kuzey ucu. Deniz kıyısındaki bu bölgede genellikle Danimarkalıların yaz aylarında tatillerini geçirdikleri yazlık evleri bulunuyor. Kumsal plajları, martıları, kıyıdaki küçük tekneleri ve bakımlı evleriyle Kopenhag’dan çok farklı bir doku var burada.

Gilleleje

Gilleleje

Gilleleje

gilleleje sahili

Gilleleje’de deniz kenarında vakit geçirdik. Hava yağmurluydu ve oldukça serindi. Onca yol yanımızda taşıdığımız montlar ilk defa burada işe yaradı. Etraf çok sessizdi. Martıların sesinin dışında neredeyse hiçbir ses yoktu. Fast-food tarzı tek katlı küçük bir restoran, önüne birkaç tane piknik masası koymuştu. Fazla turist görmemelerinden olsa gerek, İngilizce menü yoktu. Neyse ki çeşitli yemeklerin resimlerini duvara asmışlardı. Yoksa büyüklü küçüklü envai çeşit deniz ürününün isimlerini bilmemize imkan yoktu. Seçtiğimiz deniz ürünlü tabaklarımızı ve biramızı plastik tek kullanımlık tabak ve bardaklarımızda alıp masaya yerleştikten sonra salaş bir ziyafet çektik. Yediklerimizde gözü olan martıları da ihmal etmedik. Biz vermesek onlar bir şekilde kapıp gideceklerdi sanki.

gillelejede yemek vakti

deniz urunlu yemegimiz

Hemen yandaki balıkçıya girdik. Baltık Denizi kıyısında taze somon ve ton balığını görmek kaçınılmazdı. Balıkların dışında küçüklü büyüklü karides, kalamar, ıstakoz ve yengeç tanıyabildiklerimizden bazılarıydı. Buğulanmış camın arkasındaki tezgahta duran balıkları video kameraya alırken, satıcı hemen camı temizlemeye başladı. Artık her şey daha albeniliydi. Sonra bize dönüp gülümsedi. Nedendir bilinmez bu durum benim çok hoşuma gitti. İşini sahiplenmek, özen göstermek, karşıdakine saygı duymak unuttuğumuz ya da artık çokça rastlamadığımız kavramlar mıydı?

balikci balikci2 balikci3

Gezimizin bundan sonraki bölümünü Legoland ve çevresi için planlamıştık. 3 gece kalacağımız Vejle’deki otelimiz Gilleleje’ye 300 km uzaklıktaydı. Daha fazla oyalanmadan biran evvel yola çıkmak istedik. Danimarka’nın 3. büyük adası olan Funen üzerinden iki büyük köprü daha geçtikten sonra akşam hava kararmak üzereyken otelimize vardık. Vejle Golf Bed&Breakfast Hotel tahmin ettiğimizden daha ıssız bir yerdeydi. Navigasyon olmasaydı çok zorlanacağımız kesindi. Dümdüz uzanan yeşil arazide bulunan otelimizin hemen yakınında Vejle Golf Kulübü varmış. İsmindeki golf buradan geliyormuş. Booking.com dan bulduğumuz otelin fotoğraflarını zaten çok sevmiştik. Yine de her zaman fotoğrafların gerçeklerle örtüşmediğini bildiğimizden merak ediyorduk. Arabadan indiğim anda otel kalbimi kazanmıştı bile. Şu andan itibaren okuduklarınızla ilgili olarak acaba otelin reklamını mı yapıyor diye düşünebilirsiniz ancak kesinlikle öyle olmadığını bilmelisiniz. Apart otelden çok butik otel diyebileceğim Vejle Golf B&B şu ana kadar kaldığım otellerden çok farklıydı. Her günün sonunda gitmek için heyecanlandığım, her köşesini doya doya yaşamak istediğim başka bir otel hatırlamıyorum. Otelin sahibi Jette’nin her detayla kendisinin ilgilendiği belli oluyordu. Kendisi de ailesiyle birlikte orada yaşadığı için bizimle sürekli ilgilendi ve kelimenin tam anlamıyla bizi evimizde hissettirdi. Otelin çatı katında kaldık. İki oda ve mutfağı olan bir yaşam alanından oluşuyordu. Kendine has dekorasyonuyla bence sevimliydi. Mutfakta ihtiyacımız olan her şey mevcuttu. Selin’in kaldığı odada ahşaptan bir oyuncak ev ve çeşitli oyuncaklar vardı. Bayıldığını tahmin edersiniz. Biz eşyalarımızı yerleştirip çevrede gezinmeye çıktığımızda Selin oyuncaklarla oynamayı tercih etti.

vejle hotel

vejle hotel  vejle hotel

yasam odasi

mutfak

odadan goruntu

Otelin çevre düzenlemesi harikaydı. Her köşede farklı bir sürprizle karşılaşıyorduk. Odaların önündeki oturma alanları çok özenliydi. Arka taraftaki geniş bahçenin bir bölümünde keçiler vardı. Hemen yan tarafı çocuklar için ayrılmıştı. Basket potası,  masa tenisi ama en çok trambolin benim bile ilgimi çekti. Barbekü yapmak isteyenler için de bir alan ayırmıştı Jetta. Son günümüzde bu alanı keyifle kullandık. Detayları sonraki yazılarda bulabilirsiniz. Bahçenin orta alanında bir de kış bahçesi oluşturmuştu Jetta. Kapısında almanca ‘Privat’ (kişiye özel) yazan kış bahçesi aslında Jetta’nın ailesine aitmiş. Oteldeki ikinci gecemizde içeride hoş bir sürpriz yaratarak kış bahçesini sağolsun bize bıraktı.

kis bahcesi

bahce

bahce

sevimli keciler

barbeku alani

 

Selinimiz

Ertesi gün iş seyahatine çocukları da dahil etmemizin esas sebebi olan Legoland’deydik. Minik Çağla hatırlamayacak belki ama Selin için inanılmaz bir gündü. Samimiyetle söylemem gerekirse, benim için de öyleydi…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir