Delhi: Bir de hhy anlatsın (1)

Delhi: Bir de hhy anlatsın (1)

Dunyayigezmek’in sevgili yazarları sez ve papillon bundan yaklaşık 2 ay önce Hindistan’ın görülmesi gereken başlıca yerlerini keşfe çıkmış ve izlenimlerini zevkle okumuştuk. Sez ve papi nin Delhi anıları için tıkla. Aslında bu seyahate ben de katılabilirdim ancak gerek maddi zorluklar gerekse Hindistan’a pek sıcak bakmamam nedeniyle kendilerine katılamamıştım. Yine de böyle bir coğrafyaya tek başına gitmenin pek mümkün olmayacağını düşünerek gidemediğime üzülmüştüm. Ama Haziran ayının ortasında bir iş seyahati nedeniyle Yeni Delhi’ye gitmem gerektiğini öğrenince oldukça heyecanlandım. Tabii ki bunun bir iş seyahati olması işin rengini biraz değiştirmişti. Her ne kadar 1 hafta vaktim var gibi gözükse de hafta içi saat 09:00-18:00 çalışmam gerekiyordu ve dönüş uçağım 7 Temmuz 2012 cumartesi sabah saat 06:05’de idi. Bu nedenle Delhi’yi görmek için yalnızca tek bir günüm vardı. O yüzden Delhi’ye vardığım ilk gün hiç dinlenmeden gezmeye başlamam gerekiyordu. Uçakta LP ve Zafer Bozkaya’nın Hindistan rehberinden çalışarak rotamı belirledim. Nihayet 1 Temmuz 2012 pazar sabah saat 04:20’de oldukça modern ve büyük  Delhi Indira Gandhi Havaalanı’na vardım.

Havaalanı Hindistan’ın modern yüzünü yansıtan önemli binalardan. Sabahın oldukça erken bir saati olmasına rağmen oldukça uzun kuyruklar da mevcuttu. Hemen hatırlatayım Hindistan Türk vatandaşlarından vize istiyor ve pasaport kontrolü esnasında uçakta dağıtılan formu doldurup vermeniz gerekiyor.

Taj Palace Hotel‘e yerleştiğimde saat 06:30’u gösteriyordu. Dört dörtlük diyebileceğim bu otel belki de hayatımda kaldığım en lüks oteldi. Fiyatı gecelik 7000 rupi, yani yaklaşık 130 USD. Böyle bir otelde Avrupa’da ya da ABD’de bu fiyata kalınabileceğini pek zannetmiyorum. Hindistan standartlarına göreyse ultra-mega pahalı elbette. Yaklaşık 3 saatlik uykunun ardından hızlı bir kahvaltı edip otelden ayarladığım taksici Laxman’ın 1958’den beri sadece ufak birkaç revizyona uğrayarak üretimine devam edilen Hindustan Ambassador marka klimalı arabası ile gezmeye başladım. Klima önemli zira sıcaklık 44 derece idi. Ha bir de trafiğin İngiltere’deki gibi sağdan aktığını ifade edeyim. Laxman oldukça güvenilir bir şoför. Sizi istediğiniz yere götürüyor ve siz gezerken o dışarıda bekliyor. Ayrıca rikşaya binmek gereken yerlerde rikşacılarla da işi hallediyor, tapınak ziyaretlerinde çıkardığınız ayakkabıların başında bekliyor vb. Delhi de bir taksiye ihtiyacınız olursa Laxman’ı arayabilirsiniz (tel: +919958763855). Benim saat 10:00’da başlayıp 18:00’da sona eren  ve şehirdeki neredeyse tüm noktaları kapsayan gezim için taksimetre 1500 rupi (yaklaşık 30 USD) tuttu. Hindistan’da bazı taksiciler turistlere bu fiyatlardan hizmet vermemek için taksimetre bozuk gibi bahanelerle taksimetreyi açmayı kabul etmiyorlarmış. Laxman bunu kabul eden bir taksici en azından.

İlk durağımız Başkanlık Sarayı ve Parlamento Binası. Burada araçla durmak yasak ancak Laxman beni fotoğraf çekebilmem için indirdi ve ben Hindistan’da ilk kez deklanşöre basarken mümkün olduğunca yavaş bir biçimde turlamaya başladı.    Hava zaten yıpratıcı olduğu için ben de fazla oyalanmadan fotoğrafları çekip arabaya geri döndüm. Sonraki durağım India Gate oldu. 42 metrelik zafer takı I. Dünya Savaşında dünyanın çeşitli yerlerinde hayatlarını kaybeden 85.000 Hintli askere ithaf edilmiş. Anıtın üzerinde Gallipoli yani Gelibolu sözcüğünü görmek ise insanda garip duygular uyandırıyor. Yani gariban Hint askeri, İngilizlerin kumandasında gelmiş Çanakkale’de can vermiş…   India Gate’in etrafında kısa bir tur attıktan sonra şehrin kuzey doğu ucuna Jama Masjid ve Red Fort’u görmeye gittik. Laxman, taksiyi uygun bir yere park edip rikşaya binmemiz gerektiğini söyleyince taksiden inip rikşayla Jama Masjid’in yolunu tuttuk. Günlerden pazar olduğu için Jama Masjid’in etrafında pazar kurulmuş ve zaten kalabalık olan ortam zirve yapmıştı. 

Bu arada turistlere uzaylı görmüş gibi bakıldığını ifade edeyim. Sağdaki yeşil gömlekli abim burada o bakışa bir örnek vermiş. Jama Masjid 1644 yılında Şah Cihan tarafından yaptırılmış ve Hindistan’daki en büyük camilerden bir tanesi. Binanın yapımında kullanılan kızıl taşlar dikkat çekici. Haydi bismillah deyip ayakkabıları çıkardım içeri dalıyordum ki kapıdaki birisi “hoop birader” tarzı bir hareket yaptı ve camiye girişin paralı olduğunu söyledi. Aynı noktaya 2 ay önce gelmiş olan papillon kendilerinin bu noktada ufak bir dolandırıcılık olayı yaşadıklarını, camiye girişin ücretsiz olduğunu, eğer böyle bir şeyle karşılaşırsam para ödemememi tembihlemişti. Bunun üzerine şu diyalog yaşandı:

-Ben: bilader camiye giriş paralı olur mu?

-Adam: yok yok ücretli

-Ben: ben müslümanım arkadaş. dünyanın hiç bir yerinde camiye girerken para verip girilmez

-Adam: o zaman fotoğraf çekme parası ver!

-Ben: çekmeyecem fotoğraf kardeşim. bak hatta fotoğraf makinemi bırakıyorum.

-Adam: o zaman kıyafetin uygun değil

-Ben: Allah seni bildiğin gibi yapsın (belki daha farklı bir cümle de kurmuş olabilirim :P)

Bunun üzerine camiye girmekten vazgeçtim ya da giremedim diyelim. Aslında bu olayı yaşayanlara diğer girişleri kullanmaları tavsiye ediliyormuş ama ben bunu daha sonra öğrendim. İşte camiye aldırmayan kıyafet:  Jama Masjid’deki garip olaydan sonra bizi bekleyen rikşamıza geri döndük ve Red Fort’a (Unesco Dünya Kültür Mirası) ulaştık. Red Fort’un hintçedeki adı Lal Qila. Türkçemize de yakın değil mi? Red Fort Şah Cihan’ın başkenti Agra’dan Delhi’ye taşıması üzerine yaptırılmış.   Red Fort’daki ilk durağım üst katında eskiden müzisyenlerin müzik yaptığı ve aynı zamanda misafirlerin fillerinden indiği nokta olan Naubat Khana.  Naubat Khana’dan dümdüz ilerleyince Şah Cihan’ın halkın dertlerini dinlediği kısım olan Diwan-i-Am’a ulaşılıyor. Buradan da düz devam edince imparatorların saraylarına ulaşılıyor. Bu bölümün adı Khas Mahal. Buranın önünde soylular eğlensin diye aslan-fil vb. hayvan dövüşleri yaptırılırmış. Khas Mahal, uyku bölümü, dua bölümü ve oturma bölümü olmak üzere 3 bölümden meydana geliyor.   

Khas Mahal’in hemen solunda ise imparatorların özel ziyaretçileri ve elçileri kabul ettiği Diwan-i-Khas bulunuyor.    Red Fort imparatorluk devrinde belli ki oldukça ihtişamlı bir yermiş ancak bugün içerisindeki kanallarda sudan eser yok ve pek iyi korunduğu söylenemez. Yine de görmeye değer bir yer. Yerleşke içerisindeki Hammam ve Moti Masjid ilgi çekici diğer eserler. Red Fort’ta yaklaşık 1,5 saat harcadıktan sonra yolun hemen karşısındaki Hindu tapınağını ve kuş hastanesini de ziyaret ettim.

 Tapınağın içinde fotoğraf çekmek yasak olduğu için içeriye ait fotoğraf yok ancak içerisi gerçekten ilginçti. Tapınağa girerken dışarının kirini içeriye sokmamak için ayakkabılar çıkarılıyor. Ben de öyle yaptım. Ancak nedense girerken tertemiz olan ayaklarım çıkışta kömürcü çırağı ayağına dönmüştü 🙂 eee ortama adapte olmak gerekiyor.

Old Delhi’nin en curcunalı mekanı olan Chandni Chowk’da birazcık yürüyüp, o mistik tadı biraz kokladıktan sonra sıcaktan pelte kıvamına gelmiş olan beynim tamamen erimeden kendimi kapalı bir ortama atayım dedim ve Laxman’a çek bakalım National Museum’a dedim…

Okuyucuyu yormayalım kalanı 2. partide olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir