Barselona by Sez

Barselona by Sez

Hhy İspanya izlenimlerini daha önce blogda paylaşmış, biz de keyifle okumuştuk. Barselona’daki kongreye katılmak için giden papillonun peşine takılan ben, bu şehri çok sevdim. Hhy’nin yazdıklarına “edit” olarak paylaşmak istediğim şeyleri yazmak istedim.

En bilinen caddesi olan La Rambla; sokak sanatçılarıyla, çiçekçileriyle, kalabalığıyla, restoranlarıyla hayli eğlenceli bir cadde. Öyle bir yer ki herkesin mi yüzü güler yoksa akıllardaki şarkının mı marifetidir bu bilemiyorum: “Rambla pa’qui, rambla pa’lla, esa es la rumba de Barcelona!”

Benim gibi avlanmak istemiyorsanız fotoğraf makinenize saldırmadan önce sanatçıya para verin!

La Rambla’nın denize açılan ucunda Kristof Kolomb’un heykeli bulunuyor. Heykelin işaret ettiği yön olarak Amerika gösterilse de, bir rivayete göre doğduğu Genova’yı işaret ediyormuş.

La Rambla’nın üzerinde cıvıl cıvıl bir pazar bulunuyor: La Boqueria. Çeşit çeşit meyvenin, deniz ürünlerinin, peynirlerin tadına bakmadan geçemiyorsunuz. Pazara ilgi o kadar çok ki; değişik lezzetleri tatmak için bistroların önünde sırada beklemek zorunda kalıyorsunuz. 1840 yılından kalma tarihi pazarı mutlaka gezin ve harika meyvelerle kendinizi yenileyin.

Barselona için “Sırtını denize dönmüş şehir” derlermiş. Olimpiyat köyünden sonra bu durum biraz değişmiş; ama yine de deniz kenarında daha fazla cafe, restoran olsa iyi olurmuş. 1992 Olimpiyatları sayesinde eski yıkık dökük yerler yıkılarak daha yaşanılası yerler inşa edilmiş.

La Ribera’nın dar ve sürprizli Katalan sokaklarında yürürken karşınıza çıkan ihtişamlı konser binası büyüleyici. Palau de la Musica Catalana 1908 yılında tasarlanmış. Girişte çok renkli mozaiklerle süslenmiş sütunlar ilgi çekici. İçerinin de zengin bir dekorasyonla süslenmiş olduğunu öğrenerek bir konsere tanıklık etmek istiyorum; fakat tüm biletlerin satılmış olduğu gerçeğiyle yüzleşmem fazla uzun sürmüyor. Zaten kongrede sırası gelmesi için ecel terleri döken papillon yanımda olmadan bu keyfi yaşamak keyifli olmazdı diyerek yoluma devam ediyorum.

Ankara’dayken biletlerini aldığımız FC Barcelona – Racing Santander maçı benim bile tahmin edemeyeceğim kadar eğlenceli ve unutulmaz bir aktivite olarak anılarda yerini aldı. Televizyonda seyrederken geçmek bilmeyen 90 dakikanın su gibi akması ancak böyle bir statta olabiliyormuş. Camp Nou, 100.000 kişilik kapasitesiyle heyecan uyandırıyor. Stada girerken ve çıkarken hiç sıra beklemediğimizi özellikle vurgulamak isterim. Kadınların ve çocukların da yoğun bir şekilde bulunduğu maçta ilgimi çeken tezahüratın sadece kale arkasındaki toplulukla sınırlı kalmasıydı. Turistlerin çokluğundan mıdır yoksa İspanyol seyircinin bir özelliği midir bilmem ama insan şöyle bağıra bağıra tezahürat yapamıyor. Sadece tartışmalı pozisyonlarda bir güruh şeklinde hep bir ağızdan çıkan “Uuuğğ” sesleri çok Avrupai geldi bana. Maçta Messi’nin attığı 2 golün de hemen önümüzde gerçekleşmesi ve maçı Barça’nın 3-0 yenmesi sevindirdi ve ödediğimiz bilet parasına kesinlikle değdi. Maçta hoşuma giden ayrıntılardan biri de tüm stada hakim olan Barça sponsoru “Turkish Airlines” dı. Ne bileyim, insan böyle şeylerle gururlanıyor işte. Fotoğraf makinelerinin flaşlarının hiç durmamasından kaynaklanan yıldız yağmuru altında maç izlemek beni çok keyiflendirdi doğrusu, futbol düşkünü papillonun ise ağzı kulaklarındaydı.

Barselona’daki son günümüzde “tourist trap” diye adlandırabileceğimiz sonradan yapılmış Katalan hayatını anlatan İspanyol köyünde dolaşmak yerine, rehberden okuduğum ve ilginç olabileceğini düşündüğüm Cosmo Caixa adlı bilim müzesine gittik. 2005’de açılan müze gezilmesi gereken “top 5” müzelerden biriydi. Günlerden Pazar olunca bilet sırası olması da kaçınılmazdı tabi ama müşterilerin yarısından çoğunu küçük çocuklu aileler oluşturunca biraz kuşkulanmaya başladım. Biletlerin fiyatının 3 euro olduğunu öğrendiğimde de “Eyvah!” dedim. Kısa bir süremiz kalmıştı ve Barselona’daki güzel müzelerin fiyatlarının fahiş olduğunu çoktan öğrenmiştim. Acaba çocuklar için bir yer mi diye düşünürken biletleri aldık ve içeri girdik. Spiral şeklindeki koridordan yürüyerek bulunduğumuz katın epeyce altına indik. Cam bölmelerin içinde çeşitli materyallerle oluşturulan ve daha kolay anlaşılmasını sağlayan yüzlerce deney karşımızdaydı. Bölmelerin üzerindeki tuşlara basarak deneyleri interaktif olarak başlatabiliyor, su doldurabiliyor, mekanizmayı oynatabiliyorduk. Çocuklar için gerçekten eşi bulunmaz bir hazine Cosmo Caixa. Hem eğlenceli, hem de öğretici. Müzede gezdikçe biz de keyif almaya başlamıştık. Fizik, kimya, doğal tarih, arkeoloji, uzay bilimi ve biyoloji gibi bilim dallarına ait pek çok görülmesi gereken şey vardı ve hepsini görmek imkansızdı. Müzede şüphesiz ki en ilgi çekici bölüm Amazon bölümüydü. Dev bir cam bölme içinde resmen bir amazon ortamı yaratılmıştı. O bölgeden getirilen bitkiler, hayvanlar hatta Anacondalar bizi çok şaşırttı. Tepede damlama sistemiyle sürekli nemli olması sağlanan ortamda, belli yerlerde o bitkilerin ve hayvanların arasında yürünebiliyor. Tabi ki tehlikeli olanlar camın arkasında kalıyor. Bu kadar zahmetli bir müze için bu fiyat inanılmaz. Tibidabo bölgesindeki Cosmo Caixa’yı kesinlikle görün!

Gobi çölünde bulunmuş dinozor embriyosu, tabi ki küçük olandan bahsediyorum!

Barselona’dan aktaracaklarım ve ekleyeceklerim bu kadar. Görülmesi gereken diğer yerler (Casa Battlo, Park Guell vb.), tadılması gereken harika tapalar ve daha fazlası için hhy’nin Barselona yazısı bir tık ötede.

http://dunyayigezmek.com/?p=493

Yeni yılda keyifle geçireceğiniz gezileriniz olması dileğiyle…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir