balkanlar – son

balkanlar – son

Karadağ daki son günümüzün sabahı erkenden kalktık. Doya doya manzaranın ve Sveti Stefan’ın keyfini çıkardıktan sonra yola koyulduk. Geliş yolumuzda görüp hayran kaldığımız Kotor Körfezi ve çevresini gezmeyi planladık. İlk durağımız Kotor şehri oldu. Limanı, göl durgunluğundaki tertemiz körfezi ve old town ı ile harika bir şehir Kotor.

Öncelikle liman ve deniz kenarındaki yemyeşil parklarında biraz dolaştıktan sonra old town a yöneldik. Kotor’un old town ı da Dubrovnik tekine çok benziyor. Biraz daha bakımsız ama burada daha çok insan yaşıyor gibi geldi bize. Önce kalenin içinde biraz gezindik. Dar sokakları, kendine has mimarisi ve kiliseleri ile gerçekten çok güzel bir eski şehir burası.


Ama Kotor gezisinin en can alıcı noktası, neredeyse dağın tepesine kurulmuş olan kalesi idi. Aşağıdan bakıldığında oldukça cesaret kırıcı gözüken dik merdivenleri yavaş yavaş da olsa çıktık ve emeğimizin karşılığında bütün Kotor Körfezi ayaklarımızın altında uzanıyordu.

Tepede bol bol çekim yapıp dinlendikten sonra kaleiçinde çok güzel bir pizza yedik ve tekrar yola koyulduk. Kotor’dan yaklaşık 20 dakika sonra körfezin en güzel köyü olan Perast’a vardık. Bu köy ünlü çan kulesi, denizi ve hemen karşısındaki 2 küçük adası ile körfez turizminin gözde mekanlarından birisi olmuş durumda.


Burada 1 saat kadar denize girdik. Tüm gezi boyunca en keyifli denize girdiğimiz yerin burası olduğuna karar verdik. Daha bir hayli yolumuz olduğu için tekrar yola koyulduk. Karadağ-Hırvatistan sınırında gelirken yaklaşık 2 saat beklemiştik. Dönüşte çok fazla sıra olmamasını umuyorduk ama yanılmışız. Bu sefer yaklaşık 5 saatlik bir işkenceye maruz kaldık. Gümrük polisi pasaportlarımızı 20 dakika kadar inceledi. Tüm yolculuğumuzun en kötü kısmı bu sınır geçişleri oldu. Tekrar Hırvatistan’a girdiğimizde hava kararmak üzereydi. Dubrovnik’ten geçerken durup tepeden old town a tekrar bakıp fotoğraf çektik.

Normalde hava kararmadan Saraybosna’da olmayı planlamıştık ama beklenmedik gecikme yüzünden sıkıntılı Mostar-Saraybosna yolunun bir kısmını karanlıkta geçtik. Gece saat 11 civarında Saraybosna’ya vardık.

Çok kolay bir şekilde otelimizi bulduk. Biraz dolanıp cevapcici yedik ve otele dönüp yattık. Ertesi sabah erkenden kalkıp Başçarşıda burek yedik ve Bosna’daki son 2 saatimizde güzel Saraybosna’yı gezdik.

Saraybosna inanılmaz bir şehir. Kendine has bir dokusu var. Avrupa’nın ortasında minareleri, Osmanlıdan kalma eserleri görmek insana tuhaf duygular yaşatıyor. Ayrıca cami, kilise ve sinagogu birarada görebileceğiniz nadir yerlerden birisi.

Ama savaşta inanılmaz şeyler yaşamışlar ve çok acı çekmişler. Binaların büyük bir kısmında kurşun izleri halen duruyor ama hayat her zamanki gibi devam ediyor.

Türkiye’den geldiğimizi anlayanların dostça davranması çok hoşumuza gitti. Özgürlük Parkında bağıra çağıra satranç oynayan yaşlı amcaları keyifle izledik.

Keşke daha fazla kalabilseydik ve daha çok yerini gezebilseydik dedik. Ama vakit gelmişti. Arabamızı teslim etmemiz gerekiyordu. Havaalanına giderken savaş esnasında gazetecilerin sığındığı ünlü sarı binasıyla Holiday Inn otelinin önünden geçtik. Arabamızı teslim ettik. Uçağımızı beklerken İstanbul’dan aynı uçakla geldiğimiz ve Dubrovnik’te old town ın daracık sokaklarında sobe ararken karşılaştığımız sevgili erectrode ve netameli çifti ile tekrar karşılaştık ve uçak saatine kadar karşılıklı olarak gezi anılarımızı anlattık. Yorgun ama son derece keyifli bir halde evimize döndük.

One thought on “balkanlar – son

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir