balkanlar – 3

balkanlar – 3

Dubrovnik’ten sabah erken saatlerde yola çıktık. Yaklaşık 1 saatlik bir yolculuktan sonra Karadağ sınırına geldik. Sınırda çok uzun bir kuyruk vardı. Aynı bizim Almancıların arabalı vapur kuyruğu gibi Avrupa’nın her ülkesinden her milletten çeşit çeşit araba kilometrelerce uzunluktaki kuyrukta tampon tampona ilerledik. Yaklaşık 2 saatlik bir çileden sonra nihayet sınırı geçip Karadağ’a giriş yaptık ve sınıra en yakın şehir Herceg Novi’ye vardık. Karadağ Sırbistan’dan yeni bağımsızlığını ilan eden eski Yugoslavya cumhuriyetlerinden bir tanesi. Yaklaşık 700.000 nüfusu var. Sırbistan’ın Adriyatik kıyısındaki bütün toprakları Karadağ sınırları içinde kalmış. Sırplar bu işe hayli bozulmuşlar ancak her tarafta Sırbistan, özellikle de Belgrad plakalı arabalara rastlamak mümkün. Herceg Novi’den sonra Avrupa’nın en büyük fiyortlarından biri olan Kotor körfezine geldik. Bu körfezi feribotla da geçmek mümkündü. Ancak 45 km lik karayolu ile dolaşmak bize daha cazip geldi. Hem de muhteşem güzelliklere şahit olduk. Kotor’a ve körfezdeki diğer köylere dönüşte uğramak üzere yolumuza devam ettik.

Kotor’dan sonraki durağımız Karadağ’ın en çok tanınan ve en popüler tatil şehri Budva idi. Burada da kalacak yerimizi ayarlamak için travel agency aradık ama maalesef merkezde yine boş oda bulamadık. Tesadüfen yol sormak için durduğumuzda bir adam boş odası olduğunu söyledi. Arabaya aldık ve bizi götürmesini söyledik. Bizi şehrin baya dışında bir siteye götürdü ve çok döküntü bir odayı gösterdi. Üstelik bir de 65 euro fiyat istedi. Arkadaşa kibarca teşekkür edip Budva’nın yaklaşık 10 km. dışındaki Sveti Stefan’a doğru yola koyulduk.

Sveti Stefan gerçekten rüya gibi bir yer. Eski Yugoslavya zamanında Sophia Loren’in her yıl tatilini geçirdiği bir mekanmış. Burası aslında çok eski ve fakir bir balıkçı köyüymüş. Yıllar boyunca insanlar iş ve ekmek derdiyle köyü terketmişler ve köyde kimse kalmamış. Birkaç yıl önce Singapurlu bir şirket çok astronomik bir ücret karşılığında adayı satın almış. Ada halen ziyaretçilere kapalı ve restorasyon halinde. Adanın içindeki bütün evler çok lüks butik oteller haline getirilecek ve casinolar yapılacakmış. İnanılmaz bir turizm cenneti olacağı kesin. Biz görür görmez vurulduk. Köy ünlü adasının dışında yemyeşil doğası ve harika plajları ile dikkat çekiyor. Köyün içindeki turizm acentasından kalacak yer sorduk. Yaklaşık 2 km uzaktaki bir dağ köyünde yeni yapılan villa-otel olduğunu öğrendik. Artık alıştığımız üzere ev sahibimiz arabasıyla 5 dk içinde geldi ve bizi tepedeki muhteşem manzaralı odamıza götürdü.

Burası daha inşaatı yeni bitmiş ve ilk misafirlerini kabul etmeye başlamış bir butik otel. Manzara gerçekten inanılmaz. Bütün Adriyatik ayaklar altında. Üstelik son derece şık bir yüzme havuzu da vardı. 3 gece için 145 euro gibi gayet müthiş bir fiyata anlaştık. Hemen mayolarımızı giyip önce havuzda serinledik. Daha sonra da plaja kendimizi attık. Günbatımında odamızdan aşağıdaki manzarayı izledik.

Akşam Budva’yı gezmeye gittik. Budva tıka basa turist doluydu. Gündüz merkezden geçerken gördüğümüz kilometrelerce uzunluktaki plajında havlu koyacak yer bile yoktu. Akşamda o plajdaki insanlar şehir merkezine akın etmişler. Bizim bulunduğumuz dönemde festival vardı ve Lenny Kravitz konseri için yaklaşık 20 km.lik bir araç konvoyu oluşmuştu. 3 gün sonraki Goran Bregovic için de en az bu kadar kuyruk olacağını söylüyorlardı.


Budva, güzel bir koya kurulmuş. Son model yatların demirlediği güzel bir yat limanı, hemen onun karşısında insanların Hawaii dediği St.Nikola adası, Dubrovnik’te gördüğümüz kale ve old town ın minyatürü stari gradı ve kalesiyle son derece turistik ve hoş bir şehir.

Kaleiçini gezip yat limanında deniz havası aldıktan sonra sahildeki bir barda birşeyler içip gece köyümüz Sveti Stefan’a geri döndük.Ertesi gün için planımız bütün bir gün yukarıdan izlediğimiz muhteşem Sveti Stefan adasının yanında denize girmekti. Bu yüzden sabah çok erken kalkıp deniz kenarında en ön sıradaki şemsiye ve şezlonglardan kaptık.


O gün akşama kadar denizin ve manzaranın keyfini çıkardık. Akşamüstü otelimize döndük. Yemek yemek için otel sahibimiz bize Petrovac’ı önerdi. Petrovac yaklaşık 10 km. kadar güneyde bir tatil beldesi. Bir koya kurulmuş birsürü otel ve yaklaşık 1 km uzunluğunda kırmızı kumu olan, yan yana restoranların olduğu turistik bir merkez. Çam ormanlarının içinde çok şirin bir köy.

Akşam yemeğimizi Petrovac’ta yedik. Ertesi gün de sabah erkenden denize girmek için tekrar kırmızı kumlu sahiline geldik. Akşamüstü denizden çıkıp Karadağ’ın iç kısımlarına yani dağlık kısımlarına doğru gitmeye karar verdik. Hedefimiz Cetinje şehri idi. Cetinje uzun yıllar boyunca Karadağ’ın kraliyet başkenti imiş. Denizden yüksekliği 800 metre imiş. Biz deniz seviyesinden Cetinje’ye yaklaşık 60 km.lik kıvrıla kıvrıla çıkan yolu hem muhteşem manzarayı seyretmek için hem de tedirgin olduğumuz için yavaş yavaş giderken yanımızdan Podgorica (Karadağ’ın başkenti) ve Sırbistan plakalı araba ve motorlar vızır vızır geçiyordu. Cetinje’ye vardığımızda beklediğimizden çok daha hoş bir yerle karşılaştık. Yemyeşil bir alanda dağların içinde her tarafı ağaçlıklı caddeleri ve kendine özgü bir mimarisi olan, sokaklarda sadece birkaç yaşlının oturup bira içtiği, kuş seslerinden başka ses duyulmayan, son derece huzur verici bir kent bizi karşıladı.

Cetinje’yi arabayla turladıktan sonra lonely planet rehberimizin bize en büyük hediyesi olan doğa harikası bir yeri görmek üzere yola koyulduk. Yine dağ yolundan Podgorica’ya doğru yola çıktık. 10 km kadar daha asfalt yoldan gittikten sonra bir dağ yoluna saptık. Sadece bir arabanın gidebileceği genişlikte toprak bir yola girdik. Her tarafımız ağaçlarla kaplı bir halde döne döne inmeye başladık.

Uzakta bir köy ve bir nehir görünmeye başladı. Yaklaşık 30 dk. kadar gittikten sonra muhteşem bir manzarayla karşılaştık. Rijeka Crnojevica köyüne varmıştık. Burada nehir kıyısında restoranlada yemek yiyen, piknik yapan, balık tutan, bira içen yerli halkı gördük.


Köyü geçtikten sonra bir tarafımız dağ bir tarafımız uçurum ve aşağıdaki nehiri takip ederek yola devam ettik.Yaklaşık 5 km. sonra Pavlova Strana denen yere geldik. Buradan nehrin ilerdeki Shkodar Gölü’ne (Karadağ ile Arnavutluk arasındaki sınırı oluşturan göl) döküldüğü manzaraları izledik.

Manzaranın keyfini çıkardıktan sonra aynı yollardan geri döndük. Budva’ya doğru inerken yol kenarında durup körfezin fotoğraflarını çektik.

Akşam yine Budva’da deniz kenarında gezdik.

Ertesi gün Karadağ sahil şeridinde Arnavutluk sınırına kadar gitmeye karar verdik. İtalya’dan kalkan feribotların yanaştığı Bar şehri tam bir liman ve sanayi şehri görünümündeydi. Burayı gezmedik ve Arnavutluk sınırında Osmanlılardan kalma bir şehir olan Ulcinj’e geldik.

Ulcinj, saat kulesi, minareleri ve Osmanlı evleriyle tamamen farklı bir atmosfere sahip. Ayrıca yaklaşık 20 km.lik sahil şeridi ile de özellikle yerli ve Doğu Avrupalı turistlerin gözdesi olmuş durumda. Burada da Osmanlılardan kalma kaleyi gezdik. Plajlar çok kalabalık olduğu için denize girmedik ve tekrar Sveti Stefan’a döndük. Ertesi gün artık dönüş yolculuğu başlayacaktı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir