Ankara’dan Günübirlik Sapanca-Maşukiye-Kartepe Gezisi

Ankara’dan Günübirlik Sapanca-Maşukiye-Kartepe Gezisi

Ailemizin gençlerinin katılacağı bir gezi yapmayı uzun zamandır planlıyorduk. Ancak meydana gelen talihsizlikler ve grubun sayısının büyüklüğü, bu planımızı gerçekleştirmemizi uzun süre engelledi. En sonunda 26 Nisan 2009 tarihinde Bolu – Yedigöller’e gitmek için ayarlamalarımızı yaptık. Hatta 11 kişiden oluşan ekibimizin sığabileceği minibüsü dahi kiraladık.Ancak yola çıkmadan bir gün önce, kimin hangi piknik malzemesini getireceğini konuşurken, hafta sonunda Yedigöller’de sağnak yağış beklendiğini öğrendik. Aramızda “ne olursa olsun gidelim, yağmur çamur bise komas” diyen doğa dostları çıktıysa da, gruptaki bazı hatun kişilerin böyle bir durumda takınabileceği surat ifadelerini de dikkate alarak bu güzelim doğa harikasını daha müsait bir zamanda ziyaret etmeye karar verdik ve rotamızı bir başka memleket köşesi olan Sapanca – Maşukiye’ye çevirdik.Böylece, 26 Nisan 2009 Pazar günü sabah 8.30’da Ankara’dan yola koyulduk. Otobanda yaklaşık 1 saat yol gittikten sonra ilk durağımız olan ve kahvaltımızı yapacağımız Dorukkaya Dinlenme Tesislerine geldik. Bence burası Ankara-Bolu arasında otobandan çıkmadan mola verilebilecek en güzel yerlerden bir tanesi. Göl kıyısında, sabah kahvaltısı oldukça keyifli. Açık büfe kahvaltıda çeşit çeşit yöresel reçellerden, salam, sucuk, sosisten tutun da taze kaymak ve petek balına kadar birçok lezzeti tatma imkânına sahip olabilirsiniz (kişi başı 15 TL).

  
(Dorukkaya Dinlenme Tesisleri – Gerede, Bolu)

Kahvaltıdan sonra tekrar yola koyulduk ve 2,5 saatlik bir yolculuğun sonunda Sapanca çıkışından otoyoldan çıkarak ikinci durağımız olan Sapanca Gölü’ne vardık. Sapanca Gölü oldukça berrak ve dalgasızdı.
(Sapanca Gölü)
Gölün etrafında düzgün bir yürüyüş yolu bulunuyor ve çok sayıda cafe-restoran var. Gölde deniz bisikletine ve kayığa binmek mümkün. Yaz mevsiminde su kayağı da yapılabiliyormuş. Gölün etrafında kısa bir yürüyüş yaptıktan sonra temiz havayı ciğerlerimize çekmek ve manzaranın tadını çıkarmak için cafelerden birine oturduk. Çevrede yemek içmek için oldukça fazla alternatif var. Sıcak şarap da menülerde yer alıyor. Ben kahvaltıda tıka basa yediğimden ve şarap için biraz erken olduğunu düşündüğümden, methini duyduğum kuşburnu’yu denedim ve oldukça beğendim.
(Sapanca Gölü kıyısındaki yürüyüş yolu)
Sapanca Gölü gerçekten huzurlu ve dingin bir aile ortamı sunuyor. Kuşların ve kurbağaların sesi, aslında doğanın ne kadar iyi bir besteci olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Beni rahatsız eden tek şey, biz oradan ayrılmak üzere iken standını açan korsan-cd satıcısının bangır bangır çaldığı müzik oldu. Keşke bunun yerine (Avrupa’daki gibi) canlı müzik yapan sokak çalgıcıları olsaydı.

Sapanca Gölü’nden ayrıldıktan sonra üçüncü durağımız olan Maşukiye’ye doğru yola çıktık. Ortamı çok iyi bilmediğimiz için buranın yerlisi olan arkadaşımız Kamil ile temasa geçtik. Bölgeyi üç bölüme ayırırsak, en alçak seviyede yürüyüş alanları, alabalık çiftlikleri ve restoranlar var. Biraz daha yukarı çıkınca Kuzuyayla Mesire Alanı bulunuyor. En yüksekte ise Kartepe var. Sağolsun Kamil bizi Kartepe’nin zirvesine kadar çıkardı. Yanımızda böyle birisi olmasaydı o yollardan tepelere tırmanmaya cesaret edemezdik belki de.

  
(Kuzuyayla)
Kartepe’nin zirvesine doğru çıkarken önce Kuzuyayla’ya vardık. Kuzuyayla, kocaman ağaçlarıyla muhteşem manzaraya sahip bir piknik alanı. İnsan bitki örtüsünün orman olduğunu oldukça iyi anlıyor. Burada birazcık yürüyüş yaptıktan sonra zirveye doğru tekrar yola çıktık. Bu esnada, yolun kenarındaki uçurumu ve yağan karı gören bazı arkadaşlar geri dönmek istedi, hatta Yedigöller’in yolu da böyleyse oraya da gitmememiz gerektiğini söyleyenler oldu. Ama sonuçta yol bitene kadar ilerledik.
(Kartepe – Zirve)
Ulaştığımız nokta, telesiyej ile de varılabilecek en yüksek noktaymış. Kayak mevsimi sona erdiği için telesiyej çalışmıyordu. Ayrıca, bizim yol olarak kullandığımız alan da kayak pistiymiş. Buradan kayabilen kayakçı arkadaşları gerçekten kutlamak gerekir. Bizim gibi yeme-içme düşkünleri ise bırakın kaymayı, telesiyeje bile tırsa tırsa binip “açık hava da acıktırdı be” deyip, orada bulunan mekanda sucuk-ekmek-bira yapar.

Sapanca Gölü’nü Kartepe’nin zirvesinden izlemek de çok keyifli oluyormuş ancak sis nedeniyle biz bir şey göremedik (bkz. üstteki resim). Bu açıdan, buraları ilkbaharda ziyaret etmeyi planlayanların Mayıs ayının sonuna doğru gelmesinin daha uygun olabileceğini düşünüyorum. Ayrıca, yola çıkmadan yaptığım araştırmalarda Kartepe’nin zirvesine çıkıldığında havanın 10 derece düştüğünü okumuştum. Gerçekten de doğru. Zirveye tırmanmaya başladığımızda aracımızın sıcaklık göstergesi 16 dereceyi gösterirken, zirveye vardığımızda 5 derece idi. Bölgeyi ziyaret etmeyi düşünenlerin bu sıcaklık değişimini de hesaba katarak giyinmelerini ve her an yağmur yağması olasılığına karşı yağmurluk veya şemsiye getirmelerini tavsiye ederim.

Dağ havası insanı kurda çeviriyor. Adeta belgesellerde tavşanlara, kuzulara saldıran kurtlar gibi oluyorsunuz. O nedenle biz de kuzumuzu bulmak üzere inişe geçtik. Kamil, Yayla Otel-Restoran’ın şelale yanında, çok güzel manzarası olan bir yer olduğunu ancak yayla yolunun bu havada çok kötü olabileceğini söyleyerek, bizi Kartepe’nin eteklerinde yer alan alabalık çiftliklerinin bulunduğu bölgedeki Vadi Restoran’a getirdi.

 

(Vadi Restoran – Maşukiye)

Taş şöminenin yanındaki masamıza kurulduktan sonra, sıra nihayet yerel lezzetlerin tadına bakmaya gelmişti. Hemen masaya gelen Çerkez Tavuğu, Barbunya Pilaki, Mercimek Köftesi, Patlıcan Ezmesi, Rus Salatası ve Çoban Salata anında tüketildiği için maalesef resmini çekemedim. Ancak Çerkez Tavuğu’nun güzelliğinin altını çizmeden edemeyeceğim. Ağızda bıraktığı kayısıya benzer tat muhteşemdi. Aslında, bu mezelere bir de beyaz peynir ekleyip nefis rakı-balık yapılırdı ancak Ankara’ya geri dönmemiz gerekiyordu ve sürmemiz gereken bir minibüsümüz vardı. O yüzden, alkolü bir kenara bırakıp meşhur kiremitte peynir ve mantarın tadına baktık.

(Kiremitte Mantar ve Peynir – Maşukiye)
Yörenin yerel peynirinden yapılan kiremitte peynir enfes. Mantarla birlikte harika gidiyor doğrusu. Tabii bu ikili masadayken, eliniz de lokum kıvamındaki Trabzon ekmeğine gidip geliyor. Bu arada, bahsettiğim arasıcakların bir porsiyonunun 2 kişilik olduğunu ve eşimle bitiremediğimizi de belirteyim.Ana yemek olarak ise, Maşukiye’ye gelip de alabalık yemeden olmaz. Alabalığınızı peynirli ya da sade almanız mümkün. Ben peyniri çok beğendiğim için alabalığı da peynirli sipariş ettim. Fakat daha sonra kiremitte peynirin üstüne oldukça ağır geldiğini fark ettim. Peynirli alabalık da çok leziz ancak eğer bunu tatmak istiyorsanız, kiremitte peynirden çok fazla yememenizi tavsiye ederim. Neyse ki eşim sade alabalık istemişti ve paylaşarak işi dengeledik. Finalde gelen sıcak helva ise adeta midemizi rahatlatmak için tasarlanmış gibiydi. Ben bu kadar şeyin üstüne çok ağır olacağını tahmin ediyordum. Oysa şu ana kadar yediğim en hafif sıcak helvaydı ve içindeki tarçın tadına hoş bir zenginlik katmıştı (Hepsi kişi başı 30 TL)  

(Kiremitte Sade Alabalık ve Sıcak Helva – Maşukiye)Yemeğimizi yedikten sonra, 3,5 saat sürecek olan geri dönüş yolculuğumuza başlamadan evvel atalarımızın sözüne uyduk ve kırk adım atmak için yürüyüşe çıktık. Havanın güzel olduğu zamanlarda gürül gürül akan derenin yanında oturmak ve yiyip içmek de çok keyifli olur eminim, çünkü harika bir doğası var Maşukiye’nin…
  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir