6.Gün – Barselona

6.Gün – Barselona

(10 Ekim 2008)
İspanya’daki 6. günümüze Antoni Gaudi’nin eserlerini keşfe devam ederek başladık. Bunun için ilk önce şehrin kuzeyinde yer alan ve adını Gaudi’ye finansal destek sağlayarak eserlerinin elle tutulur birer projeye dönüşmesini sağlayan Kont Eusebio Güell’den alan Parc Güell’i ziyaret ettik. Unesco Dünya Mirasları listesinde yer alan Parc Güell, ilk olarak 1900 yılında, İngiltere’deki bahçe-şehir hareketinden etkilenilerek zengin soylulara satılacak bahçeli evlerden oluşan bir site olarak düşünülmüş ancak proje beklenen ilgiyi görmeyince terk edilmiş. Fakat o zamana kadar Gaudi 3 km uzunluğundaki yollar, merdivenler ile parkın girişindeki 2 Hansel-Gretel tarzı ev ile patronunun kalacağı malikaneyi inşa etmiş. Daha sonra da bu yapının parka dönüştürülmesine karar verilmiş. İyi ki de öyle olmuş yoksa bu güzelim mimari eser, yalnızca birkaç imtiyazlı kişinin tekelinde kalacaktı ve biz kahvaltımızı Barselona’nın panoramik manzarasını seyrederek yapamayacaktık.
(Parc Güell)
(Parc Güell)
Parkın girişinde inşa edilmiş olan ve şekerden yapılmış gibi gözüken bu iki bina yapılacak sitenin bakım-idare ve güvenlik merkezi olarak tasarlanmış ancak şu anda park hakkında ziyaretçilere bilgi sunan bir müze haline getirilmiş. Diğer binada ise hediyelik eşya satışı yapılıyor. Binaların iç mimarileri de oldukça ilginç. Hiç köşe yok. Odalar yuvarlak ve küresel. Şirinlerin evlerinde hissediyor insan kendisini.

(Parc Güell)
Gaudi’nin eserleri şu ana kadar gezmiş olduğum ülkeler arasında gerçekten hiç rastlamadığım türden. Parc Güell’den sonra daha da meşhur olan ve yapımına 1882 yılında başlanmasına rağmen halen tamamlanmamış bitmemiş kilise Sagrada Familia’ya (kişi başı 10€) gittik. Gerçekten inanılmaz bir detay çalışması. İnşaat tüm hızıyla devam ediyor. İçeride vinçler, kayalar ve bilimum inşaat malzemesi yığılı. Kilisenin iç sütunları bir ağacın dalları model alınarak inşa edilmiş/ediliyor. 2010 yılının sonunda tamamlanması öngörülüyormuş.
(Temple de la Sagrada Familia)
(Temple de la Sagrada Familia’nın içi)
Sagrada Familia’nın kulelerinden bir tanesine çıkmak mümkün. Biz de manzarayı görmek için çıktık (kişi başı 2,5€) ancak en az 40 dakikalık bir kuyrukta bekleme süresini göze almak gerekiyor. Manzara ise Barselona’yı ayağınıza seriyor.
(Temple de la Sagrada Familia’dan Barselona)
Asansörle kuleye çıktıktan sonra merdivenlerden inmeye izin veriliyor. Ancak kapalı yerde kalma korkunuz varsa bu dar merdivenlerden inmenizi kesinlikle tavsiye etmem. Zira biz, merdivenlerden inmeyi seçtik ve 15 dakikalık bir merdiven inişinden sonrabazı sıkıntılar hasıl olmaya başlamıştı

Sagrada Familia’daki gezimizi bitirince, temiz hava, kumsal ve güneşin tadını çıkarmak için sahile indik. Barselona sahili, şeridi geniş kaldırımları, bankları ve cafeleriyle stresten uzaklaşmak ve bisiklete binmek için çok müsait.
Sahilde gezinti çok keyifli olmakla birlikte insanı acıktırıyor. Bu yüzden önceki gece olduğu gibi tekrar La Rambla’ya döndük. Restoranımızın adı Casa Juan. Somon, biftek, salata, çeşitli sebzelerden oluşan tapalar ve ½ lt ev yapımı riojanın bedeli sadece 23,5€ (menu del dia elbette). Tatlı ise Cappucino Crema & Caffe’de denenen buzlu kapuçino ve kahveli dondurma (10€).
Yemeğin ardından, İspanya’daki son gecemizde tekrar La Rambla’ya gelmeyi planlamadığımızdan, hediyelik eşya satın almak için en uygun yer olduğunu düşündüğümüz La Rambla’da kısa bir tur attık. Şunu belirtmeliyim ki bu civardaki tüm hediyelik eşya dükkanları ve marketler Hindistan ve Pakistan’dan gelmiş göçmenler tarafından işletiliyor. Türk dönercilerine de rastlamak mümkün. Ayrıca, bölgeyi önceden ziyaret etmiş Türkler oldukça iyi bir intiba bırakmış. Bu nedenle, pazarlık yapmayı sevmiyorsanız bile yalnızca Türk olduğunuzu söylemeniz ya da Türkçe ‘kardeş-indirim’ sözcüklerini dile getirmeniz şaşırtıcı bir şekilde yüzde 50’ye varan indirimler sağlıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir