5.Gün – Barselona

5.Gün – Barselona

(9 Ekim 2008)
Sevilla’daki son kahvaltımızı manzarası gerçekten hoş olan Sevilla Inn Backpackers’ın terasında adını bilmediğim içi krema dolu nefis sandviçlerle yaptıktan sonra havalimanına hareket ettik. Ancak burada tatilimizin en kötü sürprizi ile karşılaştık. Saat 13:10 da kalkması gereken uçağımız (Vueling Airlines) rötar yaptı ve tam 16:30 da kalktı. Barselona havaalanında bagajlarımızı aldığımızda saat 17:50 yi gösteriyordu. Neyse ki El Prat’a ilk gelişmizde havaalanını öğrenmiştik ve turist information’dan Barselona haritamızı almıştık. Bu yüzden önceden tespit etmiş olduğumuz ve Barselonada Zone-1 deki (görülmesi gereken mekanların çok büyük bir kısmı Zone-1 sınırları içinde) tüm otobüs, metro, tramway, tren ve funikülerde geçerli olan 10 biniş için geçerli ve 1 saat içinde vasıta değiştirilmesi halinde biletinizin azalmadığı T-10 kartını (7,20€) aldık ve doğrudan havaalanındaki tren istasyonunun yolunu tuttuk. Barselona’yı tepeden gören Montjuic dağının eteklerinde ve metro istasyonuna yalnızca 200 metre mesafedeki 2 yıldızlı otelimiz Hostal Barcelona’ya (gecelik 60 €) vardığımızda ise saat 18:45 olmuştu ve günün önemli bölümünü kaybetmiştik.
Yinede Sevilla havaalanında beklerken Barcelona planlarımızı iyice çalıştığımızdan, otelimizden çıkar çıkmaz ne yapacağımızı biliyorduk. Bu yüzden hemen otelimizin yakınındaki salaş restoranda, içimi kolay Estralla Damm birası ile ahtapot ve balıklarımızı afiyetle yedik. Restoranın sahibi baba yemeklerimizi hazırlarken, restoranın tek garsonu olan kızıyla yaptığımız sohbet, bize adeta eski Türk filmlerindeki hancı ve kızı ile konuşuyormuş gibi geldi.
Yemeğimizi yedikten sonra Gaudi’nin eserlerini görmek için kendimizi Barselona’nın merkezindeki Passeig de Gracia’ya attık. Burada yer alan Casa Battlo adeta canlı bir yaratıkmış havasında ve kemiklerden inşa edilmiş gibi görünüyor. Ayrıca, apartman olarak inşa edilmiş olan bu bina müze haline de getirilmemiş ve özel mülkiyet. Halen içinde yaşayanlar tarafından aktif olarak kullanılıyor. Bu nedenle kapıdaki zillerin yanında ‘özel mülktür, müze değildir, lütfen bunun için zili çalmayınız’ uyarısı bulunuyor.
(Casa Battlo)
Passeig de Gracia’dan güney doğuya doğru yürüyünce kendinizi La Rambla’nın başındaki Plaça de Catalunya’da buluyorsunuz. Buraya geldiğimizde biraz dinlenmek için biz de herkes gibi meydanın kenarındaki basamaklara oturduk. Ancak oturur oturmaz arkamızda bişeylerin dolandığını gördük. Kafamı çevirdiğimde bir iki tane fındık faresi gördüm ve eşimi uyardım. O da aniden zıpladı fareleri görünce ve yanımızda oturan bir genç kahkahalarla gülmeye başladı. Bunun üzerine baktık ki meydanın üzerinde yüzlerce fare, yerdeki karoların arasındaki boşluklara girip çıkıyorlardı ancak kimse buna aldırış etmiyordu. Yine de meydandan biraz uzaklaşıp bulduğumuz bir bankta dinlenmeyi tercih ettik.
Daha sonra adını bir zamanlar bölgede etkili olan ve adını Arapça’da ‘sis’ anlamına gelen ‘raml’ kelimesinden alan La Rambla’da yürümeye başladık. Burası iki tarafından tek şerit trafik akan oldukça geniş bir yaya bölgesi. Cadde yaklaşık 1,5-2 km uzunluğunda ve yol boyunca cafe’ler, restoranlar ve turistik eşya satan dükkanlar bulunuyor. Biz de buranın tadını daha iyi çıkarabilmek için sokak müzisyenlerinin yakınındaki bir cafeye oturduk ve İspanyolların Sangria dedikleri içinde limon ve portakal dilimleri bulunan hafif bir tatlı kırmızı şaraba benzetilebilecek geleneksel içkilerinden yudumladık.
Uzun içimli tatlı bir içecek olan Sangria’yı tatmanızı öneririm. Tabii Sevilla’da tanesi 4-5€ olan Sangria’ya La Rambla’nın turistik atmosferinde 2 kişi toplam 23 € ödediğimizi de hatırlatayım.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir