49. Gün: Galapagos

49. Gün: Galapagos

Saat 11:15’deki (Aerogal) Galapagos uçağımıza binmek üzere 9:15’de Guayaquil havaalanına geldik. Havaalanı Ankara’daki gibi birkaç yıl önce yeniden yapıldığı için tertemiz. Galapagos’a gitmek için birkaç işlemden geçmek gerekiyor. Öncelikle 10 USD’ye “transfer card” diye birşey satın almak gerekiyor. Ardından da valizinizi özel bir x-ray cihazından geçirip, adalara götürülmesi yasak olan herhangi birşey taşımadığınıza dair fişi valizinize iliştirmeniz gerekiyor. Neyse ki bütün bu işlemler kolayca halledilecek şekilde dizayn edilmiş. Bu işleri tamamladıktan sonra check-in bankosuna gidip bagajınızı teslim edebiliyorsunuz.

Galapagos takım adalarından bir tanesi olan Isla San Cristobal (Chatnam) Guayaquil’den 1,5 saat uzaklıkta ancak saatler bir saat geri alındığı için 11:45’de San Cristobal’e sorunsuz biçimde indik. Galapagos’un tamamı milli park sayıldığı için havaalanına girişte 100 USD park ücretini ödemek gerekiyor. Havaalanında yalnızca nakit geçerli olduğundan uçağa binmeden hazırlıklı olmak gerekiyor.

Galapagos Ekvator’un altın yumurtlayan tavuğu konumunda olduğu için hakettiği biçimde büyük bir özenle korunabiliyor. Uçağımız San Cristobal havaalana doğru inişe geçtiğinde hostesler el bagajlarının bulunduğu bölümleri tek tek açıp üzerlerine dezenfektan bir madde sürdüler. Uçak yere indiğinde ise el bagajları tek tek açılıp detaylı kontrolden geçirildi. Diğer bagajlar ise birkaç defa köpeklerle arandı.

Havaalanında tur şirketimiz “Galaxy Yacht”ın görevlileri bizi karşıladı. Kısa bir yolculuğun ardından “Puerto Baquerizo Moreno”ya ve oradan da zodiac botlarla yatımıza ulaştık. Neyse ki yatımız ve kamaramız tam bize söylendiği kalite ve konforda çıktı. Sanırım verdiğimiz paraya değecek bir seçim yapmışız.

Kamaramıza yerleşip leziz öğle yemeğimizi yedikten sonra “La Capital de Paraiso” yani cennetin başkenti San Cristobal adasından ayrıldık. Buranın Galapagos’un başkenti olmasın ilginç bir hikayesi var. Baquerizo Moreno, Galapagos’a gelen ilk Ekvator devlet başkanı imiş ve San Cristobal’da yalnızca yarım saat geçirmiş. Yine de bu ziyaret San Cristobal’in başkent yapılmasına yetmiş. Seyahatimizin ilk durağı “Isla Lobos”. Puerto Baquerizo Moreno’daki deniz aslanlarından sonra ilk karşılaştığımız canlılar ise “marine iguana”ları oldu. Bu hayvanlar gerçekten vahşi görünüyor.

Biraz ilerlediğimizde ise “Blue Footed Booby”denen mavi ayaklı ve mavi gagalı kuşları gördük. Bu kuşların yavruları bir kuşa göre gerçekten çok ilginç bir biçimda uyuyor. Kanatları açık başı yana düşmüş bu kuşu rehberimiz uyarmasa ölü zannedebilirdik.

Bir sonraki ev sahiplerimiz buraların en sevimli yaratıklarından biri olan “deniz aslanları”. Bu hayvancıklar öylesine güzel uyuyorlar ki insan imreniyor…

Adadaki yürüyüşümüzün son canlıları ise kırmızı-mavi yengeçler (Sally Lightfoot Crab).

Yürüyüşümüzün ardından teknede biraz dinlendik ve şnorkel yapmak için mayolarımızı giydik. Rehberin tavsiyesi üzerine diğer tüm turistler yüzme elbisesi (wet suit) kiraladı. Ben ise elimi daldırdığım suyun o kadar soğuk olmadığını düşündüğümden önce denemek istediğimi söyleyip wet suit kiralamadım. Funda’da gaza gelip “ben de sadece mayoyla gireceğim” dedi. Ben de “önce ben atlarım çok soğuksa sen wet suit giyersin” diyerek kendimi feda etmeye hazır bir şekilde zodiaclara atladık. Şnorkel yapacağımız yere geldiğimizde önce ben Pasifiğin acımasız sularına kendimi attım. Oda nesi…Su BUUZZZZZ gibi…değilmiş. Bozcaada’nın Ayazma’sında yüzmüş bir insan olarak bu su bana sıcak geldi, hanıma dedim “atla gel”.

Yaklaşık 45 dakikalık şnorkel süresince su altında yüzen kendi hallerindeki dev kaplumbağaları (black sea turtle), paletlerimizi ayağımızdan çıkarmaya çalışarak oyunlar oynayan deniz aslanlarını ve türlü türlü balıkları (en çok Grey Mickey) gördük. “Stone Scorpion fish” biraz ürkütücüydü doğrusu.

Tekrar zodiac bota çıktığımızda zangır zangır titreyen wet suitli turistler bana ramboymuşum gibi muamele yaptılar. “Bende bi anormallik yok, siz sütoğlansınız bebişim” demek geldi içimden ama “bundan daha soğuk sularda yüzdüğüm için bu su bana çok soğuk gelmedi” demekle yetindim.

Akşam ki tanışma kokteylinde yatımızdaki diğer turistlerle kaynaşma fırsatı bulduk. Avusturalya’lı yaşlı çiftle geçen sosyo-politik sohbetin ardından kamaramıza geçip dalgaların tatlı tatlı salladığı yatağımızda uykuya daldık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir