48. Gün: Guayaquil

48. Gün: Guayaquil

Guayaquil’deki son günümüze otelin yakınındaki Parque del Centenario’dan başladık. Parkta vakit geçirdikten sonra Galapagos öncesinde biraz abur cubur stokladık. Almuerzo (fix menü öğle yemeği)’dan sonra yakınlardaki başka bir park olan Parque Bolivar’a gittik. Parkın tam karşısındaki kilise oldukça heybetli bir eser.

Burada da atın poposu kiliseye bakıyor ama Simon Bolivar sevilen bir şahsiyet olduğu için sıkıntı yaşanmamış sanırım. Parkın en çarpıcı yanı ise başıboş gezen “iguana”lar. Ülke ekvator olunca kedi yerine iguanalar geziniyor ortalıkta. Bu vahşi görünen iguanalar otobur sanırım. Yine de üzerinize doğru yürüdüklerinde insan biraz irkiliyor. Parkta su kaplumbağaları ve japon balıkları da var ama en çok ilgi görenler iguanalar.

 

Yarım günlük şehir turunun ardından Funda’yı dinlenip kendine gelmesi için otele bıraktıktan sonra Galapagos’da güzel yanmak adına bir berber aramaya koyuldum. Kısa bir gezintinin ardından güney amerikadaki ikinci saç tıraşımı (2 USD) yapacak berberi buldum. Berber de yetiştirmekte olduğu elemanı test edecek müşteriyi buldu. Acemi berber ağır ağır kesti saçımı ama neyseki gözüm kulağım sağlam kalkabildim berber koltuğundan. Otele döndüğümde Funda da dirilmiş. Hemen bir duş alıp Guayaquil’in en meşhur yerlerinden olan Cerro Santa Ana’ya gittik.

 

Cerro ispanyolcada tepe anlamına geliyor. Santa Ana eskiden bir gecekondu mahallesi imiş. Adeta Rio de Janeiro’daki favelalar gibi. Ancak sonradan hayata geçirilen dönüşüm projesi sayesinde gerçekten şirin bir yere dönüşmüş. Yaklaşık her 50 metredeki polisler ise kendinizi güvende hissetmenizi sağlıyor. 384 basamak çıkılarak en tepedeki deniz fenerine ulaştığınızda ise Guayaquil’in en güzel manzaralarından birini görüyorsunuz.

 

Guyanas nehrinin çamur rengi suları da gece olduğunda görünmediği için adeta boğazı seyrediyormuşsunuz gibi oluyor. Bu hafif zorluk derecesine sahip tırmanışı ise gündüz sıcağı yerine akşamüstü yapmak da doğru bir karar olmuş gibime geliyor. Cerro Santa Ana Guayaquil’in Las Penas bölgesinde. Pena içki içilen ufak yer anlamında, bu nedenle bölgede birçok bar ve disko var. Gece hayatı bizi pek cezbetmediği için Santa Ana’nın eteğindeki tarihi Numa Pompillo Llona sokağındaki Arthur’s Cafe’de birşeyler atıştırdıktan sonra otelimize geri döndük. Funda mışıl mışıl uyurken ben ancak Quito ve Bogota’da kalacak bir yerler ayarladıktan sonra uyuyabildim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir