4.Gün – Sevilla

4.Gün – Sevilla

(8 Ekim 2008)
Sevilla’daki ikinci ve son günümüzde öncelikle 13.yy da şehir duvarlarının köşe taşlarından biri olan İslam gözlem kulesi Torre Del Oro’yu (Tower of Gold) ziyaret etmek istedik. Ancak şehrin çok güzel bir manzarasını sunduğu belirtilen kuleyi Ekim ayı sonuna kadar tadilatta olması nedeniyle ziyaret edemedik.
(Torre Del Oro)
Çatısında altın kaplamaların bulunduğu kulenin önünden döndükten sonra ikinci hedefimize yöneldik ve nehir kıyısında 200-300 metrelik bir yürüyüşün ardından Sevilla’nın boğa güreşi arenası ‘Plaza de Toros de la Maestranza’ ya vardık. Arena ve müze’yi (kişi başı 5€) rehber eşliğinde geziyorsunuz. Yaklaşık 30 dakika süren gezi gerçekten çok güzel planlanmış. Arenanın özel mülkiyet olduğundan tutunda, 14 yaşındaki matadorlardan, yaşamasına izin verilen katil boğaya ilişkin birçok bilgiyi bir çırpıda öğreniyorsunuz. Muhakkak görülmesi gereken bir yer.
(Plaza de Toros)
Plaza de Toros’dan kuzey doğuya doğru ilerlediğinizde El Centro bölgesine varıyorsunuz. Burada gerçekten kaliteli eşyaları ucuza bulmak mümkün. Biz de bu fırsatı değerlendirdik ve öğleden sonramızı alışverişe ayırdık.
Alışverişin ardından şu anda Sevilla Üniversitesi’nin bulunduğu eski tütün fabrikası ‘Fabrica de Tabacos’ u ziyaret ettik. Sevilla Üniversitesi gerçek bir tarihi mirasın içinde hayat bulmuş. Öğrenciler çok şanslı. Ülkemizde eski tarihi binaların nasıl çürümeye terk edildiği düşünülürse İspanyolları tebrik etmek gerekiyor.
Üniversitenin hemen yakınlarındaki ‘Parque de Maria Luisa’ parkı ise dev ağaçları ile sizi şehrin gürültüsünden koparıp sessiz bir ormanın içine çekiyor. Hemen yanındaki Plaça Espana ise yarım daire şeklindeki mimarisi, havuzları, çeşmeleri ve küçük kanallarıyla görmeye değer bir yer.
Endülüse gelip de Flamenko izlemeden dönmemek gerekir. Bu nedenle rehberimizde edindiğimiz bilgiler doğrultusunda Flamenko’yu Sevilla da izlemeye karar vermiştik. Fakat Flamenko seyredeceğiniz yeri dikkatli seçmek gerekiyor. Keza birçok bar-taverna tarzı mekanda Flamenko sergileniyor ve masanızda içkinizi içip gösteriyi izlemek mümkün. Ancak İspanyollar gerçek Flamenko’nun böyle turistik hale getirilmesinden rahatsız. Ayrıca Flamenko’yu sanat olarak icra eden sanatçıları da bu tür bar-taverna tarzı yerlerde görmek mümkün değilmiş. Tüm bu sepeblerden ötürü, biz de tercihimizi ‘Casa de la Memoria de Al-Andalus’ den yana kullandık. Burası Santa Cruz bölgesinde bir kültür merkezi ve çeşitli Flamenko yarışmalarında ödül kazanmış Flamenko sanatçılarını izlemek mümkün. Gösteriler içinde 16.-17. yy Yahudi evlerinden kalıntılar olan bir 18.yy evin arka bahçesinde sergileniyor. Konuklar için sınırlı sayıda yer var ve gösterileri tiyatrodaymış gibi sessizce izliyorsunuz. Fotoğraflarınızı ise ancak gösterinin sonunda izin verildiğinde çekiyorsunuz. Biletinizi (kişi başı 14€) muhakkak önceden alın ya da rezervasyon yaptırın ve sanatçıların vücutlarının tamamını görebileceğinizden bir yere oturmaya çalışın. Sanat eleştirmeni değilim ancak ‘Casa de la Memoria de Al-Andalus’ de geçirdiğimiz 1,5 saat boyunca gerçekten çok güzel bir dans, gitar, şarkı ve ritim senfonisi yaşadık. Bu nedenle, turistik olmayan gerçek Flamenko’nun tadına varabildiğimizi düşünüyorum.
(Casa de la Memoria de Al-Andalus)
Enfes Flamenko’nun ardından sıra tekrar leziz tapaların tadına bakmaya gelmişti. Bu amaçla otelimizin yakınlarındaki ‘La Hosteria De Dona Lina’ yı gözümüze kestirmiştik. Kalamar, sarımsaklı patates, tavuk ve envai çeşit deniz ürünlerinden oluşan tapaların yanında bu kez köken kontrollü (Denominacion de Origen Calificada) LAN marka bir rioja aldık. 4-8 yıl bekletildiğinde en iyi kıvama ulaştığı belirtilen bu rezerv kırmızı ilk tadım sonrası 20 dakika karafta bekledikten sonra (o kadar dayanabildik) tamamen kendine geldi. Bukeleri daha ön plana çıktı ve bütün tapalarla eşsiz bir uyum sağladı. Tamamı 32€. 
(La Hosteria De Dona Lina)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir