39. Gün: Lima

39. Gün: Lima

Saat 08:00 civarında otobüsümüz Lima’ya ulaştı. Sağolsun Santa Cruz’daki tatlı komşumuz Lisette’nin kardeşleri Rudy ve Martin bizi istasyondan karşıladılar. Eve eşyalarımızı bıraktıktan sonra hemen Lima’yı keşfe koyulduk. İlk durağımız tabii ki Plaza de Armas. Lima’nın Plaza de Armas’ı Cusco’nun kinden biraz daha büyük sanırım. Ancak Lima’da bu mevsimde hava sürekli bulutlarla kaplı o yüzden güneşlenen turistler burada yok. Meydanın ortasındaki 1650 yılında yapılmış olan çeşme güzel.

Yarın pisco günü. Rudy’nin söylediğine göre yarın havuzu pisco ile dolduracaklarmış ve çeşmenin etrafındaki aslanların ağzından pisco fışkıracakmış, ayrıca bardağı havuza daldırıp pisco içilebiliyormuş. Katedralin solunda bulunan saraydaki içerdekilerin dışardakileri görebildiği ancak dışardakilerin içeriyi göremediği balkon pencereleri de ilgi çekici.

Meydanın diğer köşesinde, katedralin tam karşısında eskiden bir Pizarro heykeli bulunuyormuş ancak gerek yerel halkı katleden Pizarro heykeli Peru’lular tarafından baştacı edilmek istenmediğinden gerekse atın popo kısmının direkt katedrale bakıyor olmasından ötürü heykel kaldırılıp yerine yanarlı dönerli fıskiyeler yerleştirilmiş.

Meydanın biraz ilerisindeki Posta Binası da ilgi çekici binalardan.

Merkezden sonraki durağımız Miraflores bölgesinin deniz kıyısınaki Playa Verde üzerine kurulmuş olan üstü açık alışveriş merkezi LarcoMar. Burada oturup kahvenizi yudumlayarak Pasifik okyanusunu seyretmek mümkün. Üzerinizden geçen paraglidingçiler ise ilginç bir manzara oluşturuyor.

 

Açık hava ve deniz bizi acıktırınca rehberlerimiz bizi Peru’nun en önemli geleneksel yemeklerinden bir olan Ceviche’yi (balık ya da diğer deniz ürünleri ile hazırlanabilen, tadını Peru’nun küçük yeşil limonları ve soğandan alan bir tür salamura)tatmamız için yine Miraflores’deki “Punto Azul” (Av. Benavides 2711 Miraflores, Lima www.puntoazulrestaurante.com) adlı restorana götürdüler. Kalamar ve Peruda “arroz con mariscos” diye adlandırılan paella da lezzetli idi ancak “ceviche” gerçekten enfes. Benim şu ana kadar güney amerikada yediğim en güzel yemek diyebilirm. Dejenere bir dille ifade etmek gerekirse “hmmm yummy!!!”. Yemekle beraber içtiğimiz ve kara mısırdan yapılan “chica morada” ise güzel bir içecek. 5 kişi için gelen hesap ise 66 soles gibi komik bir rakam…

Ceviche

Yemeğin ardından tekrar Playa Verde’ye dönüp gün batımını izledik. Kayalıkların üzerinden buz gibi suya atlayan ardından da koşa koşa yukarı tırmanıp biraz para toplamaya çalışan adam hem ilginç hem de hüzün verici idi.

Bugün aynı zamanda Martin’in doğumgünüymüş ve akşam ailecek yemeğe gidilecekmiş. Elbette biz de davetliymişiz. Hava karardığında uzun otobüs yolculuğunun etkisi kendini göstermeye başladından akşamki eğlence öncesinde biraz dinlenmek üzere eve döndük. Evde Lisette’nin babası ile sohbet ederken birden bir telefon çaldı ve adamcağız apar topar evi terketti. Birkaç saat sonra öğrendik ki Lisette’nin 2 haftadır hastanede yatan büyük babası vefat etmişti.

Doğrusunu söylemek gerekirse evde çok fazla matem havası yaşanmadı. Rudy “hadi gidiyoruz” dediğinde ise “nereye” diye sormaktan kendimizi alamadık. Biz heralde doğumgünü partisi iptal olmuştur diye düşünmüştük. Diğer taraftan eğer kiliseye gideceksek durum bizim için birazcık ters düşmekteydi. Artık Martin için mi bizim için mi anlamadık ama Lisette’nin babası cenaze işlemleri için uğraşırken ailenin kalan kısmı doğumgününü kutladık. Kült filmlerdeki gibi bir ortam oluştu adeta. Pizzalı sangrialı kutlamanın ardından bir gün daha geride kaldı…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir