3.gün – Agra; Taj Mahal ve ötesi…

3.gün – Agra; Taj Mahal ve ötesi…

Oldukça maceralı geçen ilk tren yolculuğumuz esnasında bir yandan kondüktörümüz ile cebelleşirken öte yandan sabah erkenden ineceğimiz Agra programımızı gözden geçirdik. Agra’da sadece bir günümüz vardı. Gezmeyi planladığımız programı yapıp akşam saat 19:30 treni ile Jaipur’a hareket etmeyi planlamıştık. Bu nedenle Agra’da bizi gezdirmesi için Zafer Bozkaya’nın bize önerdiği Mr.Reis’i bir gün önceden arayıp sabah istasyondan bizi alması için anlaştık. Sabah saat 05:30 da Agra’ya vardık. Artık alıştığımız üzere üstümüze gelen taksi ve rikşacılardan sıyrılıp plakasını aldığımız Mr.Reis’in arabasını aramaya başladık. Tesadüfen o da kalabalığın içinde bizi ararken karşılaştık ve çok mutlu olduk. Taksisi Hindistan’da bindiğimiz en temiz ve düzenli araçtı diyebilirim. Mr.Reis tane tane, basit ama oldukça akıcı İngilizcesiyle bize Agra hakkında bilgi vermeye başladı. “Siz hiç merak etmeyin ben sizi her yere götürür gezdiririm” dedi. İlk durağımız sabahın ilk ışıklarıyla beraber görmek istediğimiz Taj Mahal oldu. Araçlar belirli bir mesafeye kadar yaklaşabildiği için bizi en yakın kapıda indirdi.

Rikşacılar, satıcılar, kapkaççılar ve diğer tehlikeler hakkında bizi defalarca uyardıktan sonra çantalarımızı arabanın bagajında bırakıp ağaçlıklı bir yoldan sabah kahvaltısını yapan maymunların arasından yürüyerek Taj Mahal’in bilet gişesine geldik. Biletle beraber galoş ve bir şişe suyumuzu aldıktan sonra kadınlar ve erkekler  olarak ayrı sıralara girdik. erkekler sırası oldukça hızlı ilerledi ancak sevgili eşim yaklaşık 45 dakika sırada beklemek zorunda kaldı. Tek tek çantalar açılıyor ve içindeki hemen her şey didik didik inceleniyormuş.  Özellikle yiyecek maddeleri konusunda çok hassas davranılıyormuş.

Zorlu bir süreç sonunda artık Taj Mahalin dış kapısının önüne gelmiştik.

Oldukça görkemli olan kapıdan geçip Taj Mahali görmek gerçekten olağanüstü bir deneyim. Tüm uyku mahmurluğumuzu bir anda atıp anın tadını çıkardık.

Taj Mahalin iç kısmına video kamera sokulmadığı için ana kapıdan ben bol bol video görüntüsü aldım. sez de fotoğraf makinesiyle tüm sanatsal hünerlerini sergilemeye çoktan başlamıştı.

Rehberimizde Taj Mahalin günün farklı saatlerinde çok değişik görüntüler arzettiği ve bu nedenle farklı zamanlarda ziyaret etmenin özellikle profesyonel çekim yapmayı planlayanlar için önemli olduğu yazıyordu. Biz sabahın ilk ışıklarıyla olan halini çok beğendik. Günbatımında da çok etkileyici olacağına eminim.

Taj Mahali dışardan doya doya seyredip içine girdik. İçinde de mermer oymacılığının oldukça nadide örnekleri mevcut. Gerçekten insanın görüp de hayran olmaması mümkün değil. Beklediğimden daha çok etkilendiğimi itiraf edebilirim.

Taj Mahal gezimizi biraz da bastıran açlığımızın etkisiyle sonlandırdık. Döndüğümüzde Mr.Reis güleryüzüyle bizi arabanın başında karşıladı. Karnımızın acıktığını söyleyince hemen bizi temiz ve düzenli bir restorana götürdü. Hint usülü omlet, kızarmış ekmek, tereyağı, reçel ve masala çayından oluşan kahvaltıdan sonra keyfimiz iyice yerine gelmişti.

Sırada ünlü kızıl kale (Agra Fort) vardı. Aslında Delhi’deki benzerinin de en az Agra’daki kadar görkemli olduğunu duymuştuk. Ancak Delhi programımız da oldukça dar olduğu için bir tercih yaptık ve Agra’dakini listemize aldık. Hiç de pişman olmadık.

Kalenin içinde birbirinden güzel bahçeler, çeşitli saraylar, salonlar ve havuzlar bulunuyor. Özellikle duvarlardaki süslemeler son derece göz alıcı. Buradan Taj Mahalin sisler içindeki görüntüsü oldukça kasvetli. Ölümsüz aşkı Mümtaz Mahal için yaptırdığı muhteşem eseri ömrünün son yıllarında oğlu tarafından tutsak olarak kapatıldığı kaleden izlemek zorında kalan Şah Cihanın öyküsü ise bir o kadar hüzün verici…

Red Fortta bizi en çok eğlendiren şeylerden biri de son derece evcilleşmiş sincapları krakerlerle beslemek oldu.

Yaklaşık 2 saatlik Red Fort gezimizden sonra hedefimiz Agranın 40 km batısında bulunan ve 1571-1585 yılları arasında Moğol Hükümdarlığı ve onun nevi şahsına münhasır imparatoru Ekber Şaha başkentlik yapmış, ancak daha sonra terkedilmiş hayalet şehir Fatehpur Sikri idi. Ekber Şah, Hindistandaki farklı dinlere mensup toplumları birarada yaşatabilmek adına her dinden bir hanım ile evlenmiş. Cariyeleri, vezirleri ve savaşçıları ile  son derece renkli bir kişilik imiş.

Fatehpur Sikri UNESCO dünya mirası listesinde ve görkemli yapılarıyla görülmeyi hak ediyor. Özellikle ortasındaki türbeleri ve 54 metrelik muhteşem zafer kapısıyla Jama Mesjid benim en çok beğendiğim yapı oldu. Buraya girerken Hindistandaki pekçok dini yapıya girerken olduğu gibi ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz. Biz önce kısa süreli bir tereddüt yaşadık. Zira kapının önü ayakkabı dolu ve malum memleketimizin camilerinde ayakkabıların çıkışta bulunamaması gibi olaylar hiç de nadir değildir. Ancak çok şükür ki en ufak bir problem yaşamadan her çıkışta ayakkabılarımıza kavuştuk.

Fatehpur Sikrinin çıkışında otobüse binip araç park yerinde bizi bekleyen Mr.Reisin yanına döndük. Şimdiki rotamız Baby Taj olarak da adlandırılan anıt mezar idi. Bu mezar, uğruna Taj Mahal inşa edilen Mümtaz Mahal’in dedesi ve aynı zamanda imparator Cihangir’in veziri olan Mizra Giyas Bey’e ait muhteşem bir yapı ve bence en az Taj Mahal kadar görkemli ve etkileyici. Özellikle içindeki mermer oymacılığına hayran kalmamak elde değil. Güzel bahçesinde sincaplarla beraber biraz soluklanmak oldukça iyi geldi.

Artık yavaş yavaş zamanımız azalıyor ve güneş batmaya başlıyordu. Son olarak Mehtap Bagh denen bölgeden Taj Mahali bu sefer bedava izlemek istedik. Yamuna Nehrinin arkasında kalan bu bölgeden eskiden nehir kıyısına kadar yürüyüp Taj Mahali çok yakından izlemek mümkün oluyormuş ancak bölge şu an askeri güvenlik bölgesi ilan edilmiş ve dikenli tellerle çevrilmiş. Taj Mahal cuma günleri kapalı olduğu için yanlışlıkla cuma günü Agra’ya gelen turistler buradan Taj Mahali uzaktan da olsa izleyebiliyorlarmış.

Trene binmeden önce bir şeyler yemek için Mr.Reisten bizi açıkhavada bir restorana götürmesini istedik. O da sağolsun bizi oldukça keyifli bir otel restoranına götürdü.

Hint birası ve gazozu eşliğinde ve de garsonların şaşkın bakışları arasında yerel yemeklerin tadına baktık. Karnımız doymuştu ve artık Jaipur yolculuğuna hazırdık. Mr.Reis’e tüm hizmetleri için teşekkür ettik. Her zamanki uyarılarını son kez bize yaptıktan sonra vedalaştık ve istasyona girdik. İstasyonda bizi kötü bir sürpriz bekliyordu. Normalde 19:30 da olan trenimiz şimdiden 3 saat rötar yapmıştı. Bu durumda Jaipura yaklaşık sabaha karşı 3 sularında varmamız gerekecekti ki bu oldukça sevimsiz bir durumdu. Burada Hindistanda tren rötarlarının oldukça sık olduğunu ve program yaparken bu durumu mutlaka gözönünde bulundurmak gerektiğini bir kez daha vurgulamak isterim.

Sıkıntılı bir şekilde istasyonda beklerken başka bir trenin saat 20:00 de Jaipura hareket edeceğini öğrendik. Hemen general sınıftan oldukça ucuza 2 bilet alıp trene bindik. General sınıf biletlerle seyahat edilen vagona ise girebilmenin imkanı yoktu. Ayakta duracak yeri bırakın nefes alacak bile yer gözükmüyordu. Maceranın devamı sez’in kaleminden çok yakında…

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir