2.gün- Varanasi

2.gün- Varanasi

Papillonla paslaşarak anılarımızı yazmamız açısından bu bir ilk oldu. Zira bu otantik şehir için bir şeyler yazmazsam olmazdı. Bu arada Hindistan için kesinlikle şunu söyleyebilirim: Yaşanılan ve görülenlerin asla tam manasıyla anlatılamayacağı bir ülke burası. “O kadar da olamaz herhalde” denilenlerin hepsi oluyor ve her şey bu Baharat Kokulu Dünya’ya öyle yakışıyor ki…

Saatlerimiz sabah 05:45’de çaldığında  hava daha aydınlanmamasına rağmen dışarıda hala akıp giden canlı bir hayatın varolduğu duygusu odayı kaplıyordu. Kutsal Ganj Ana’ya gelip banyo yapanların sesleri yanıbaşımızdaydı. Yol yorgunluğunu atmış ve yeni yolculuğumuza hazırdık. Bu arada yorgunluk atmama yardımcı olan yegane ekipmanlardan birisi yanımda götürdüğüm nevresim takımıydı. Kesinlikle çok işe yaradılar. Otellerin kullandıkları belki yıkanıyordur ama yılların kiri üzerlerinde öyle birikmiş ki rengi gri olmuş. Bazı oteller uyanıklık edip koyu renkli nevresimler kullanmışlar ki 1 aydır hiç yıkanmadan kullanılıyor olsa anlamak imkansız. Fazla titiz biri olmadığımı söylemek isterim, nihayetinde temizlik anlamında Hindistan’dan beklentim hiç yoktu ama en azından kendimi biraz da olsun kandırarak kendi çarşaflarımda rahat bir uyku çektim. Hindistan macerası yazılarının sonuncusunda yanınızda götürülebilecek malzeme listesini yazacağım.

 

Anlaştığımız gibi saat 06:00’da otelin resepsiyon deskine geldiğimizde bir adam “I am the boatman” diyerek bizi dışarıya çağırdı. Her şeye kuşkuyla baktığımızdan (Ki yapılması kesinlikle çok uygun bir davranıştır benden söylemesi), önce acaba o mudur diye düşündük sonra fazla düşünmeye gerek yok hadi hayırlısı diyerek nehir kenarına yöneldik. Tekneye bizle birlikte 12-13 yaşlarında bir kız çocuğu da bindi. Bir önceki gece Aarti töreninde Ganj’ı kutsamak için suya bırakılan etrafı çiçeklerle süslenmiş mumları, bu sefer ailemizi kutsamak amacıyla bize satmak istedi. 3 kişilik ailemiz ona az gelmiş olacak ki annen için, baban için, arkadaşların için derken hiç bitmeyecek sandığımız ritüeli bu kadar yeter diyerek sonlandırdık. Parasını alan kız çocuğu tekneden indi. Yanan mumlarımız teknenin gerisinde kalmış, kürekler hızlanmaya başlamıştı.

Uyuyarak çok şey kaçırdığımız izlenimini veren ghatlar dopdolu, capcanlıydı. Belli ki az uyuyorlardı, belki de uyuyacak bir yerleri bile yoktu kim bilir? Çoğunu gün boyu bir köşede kıvrılırken görmüştük. Nasıl bir yaşamları olduğunu kestirmeye çalışarak düşüncelerle tatlı bir sükunet içinde bu karmaşık ama huzurlu dünyaya ucundan dahil olmaya çalıştık. Küreklerin çıkardığı su sesi, hep aynı hareketlerle belli ki  dua ederek yıkananların şıkırtısı, çamaşırların dövüldüğü taşlardan gelen tok sesler, kavga eden köpekler, birbirlerine seslenenler o ana ait aklımda kalanlardan bazıları.

Güneşin doğuşuna çok değil sadece birkaç sefer tanık olmuştum şimdiye kadar. Hiç bu kadar kızılını görmemiştim. Şehrin tam karşısından, nehrin arkasından doğan kızıl güneş tüm toplumlar için aynıydı, herkesin Güneş’iydi. Sanki bugün sadece Varanasi’ye aitti. Dedim ya bazı şeyleri anlatmak biraz zor. İçimdeki bu duyguyla dua ettim, bu yaşanmışlık için teşekkür ettim.

ölü yakılan esas ghatın tekneden görünümü

Tekneyle yine ölü yakılan esas Ghatın önünden geçerken çok da belli etmemeye çalışarak birkaç kare foto alabildik. Önünde odunlar bulunan metruk binanın içi ölmeyi bekleyen yaşlı veya hasta Hindularla dolu. Hepsi sıralarının gelmesini ve bu kutsal yerde yakılmayı bekliyor.

Tekne gezisi boyunca Varanasi şehrini bir uçtan diğer uca 2 saatte tamamladık. Günümüz güzel başlamıştı. İç huzur evet önemliydi ama karnımızın açlığı da arada bir uyarı gönderiyordu. LP’nin önerdiği German Bread Bakery’yi labirent sokaklarda bulmak için yola koyulduk.

Rehberde de değinildiği üzere şehirde birbirine 10m uzaklıkta 2 adet German Bakery bulunuyor. Her iki yer de kendisinin orjinal olduğunu iddia ediyor tabi ki. Biz doğrusunu bulduğumuzu düşünüyoruz. Değilse de, epey memnun kaldık burayı da birileri rehbere almalı! Hindistan’da fiyatların çok ucuz olduğunu duymuşsunuzdur. Omletli, tostlu, reçelli,ballı, çaylı (Onlar da sütlü, zencefilli, tarçınlı enfes çaylarına “Çay” diyorlar) iki kişilik kahvaltıya 300 rupi (8 TL) civarı bir şey ödüyorsunuz. O da düzgün yerlerde, otellerde filan olmasına rağmen. Bizim paramızla bile çok ucuzken Avrupalı veya Amerikalı vatandaşları düşünmenizi isterim.

Çatılarda dolaşan ve arada bir belki onlarla paylaşırız umuduyla yanımıza gelen maymunları seyrederek kahvaltımızı tamamladık. Eşyalarımızı toparlamak için otele gittik. Otelin terası harikaydı. Kış soğuğundan sıcak bir yere gelmiştik ve iyice yükselen güneşi tenimizde hissediyorduk. Bir şeyler içerek etrafı seyre daldık. Bloglardan birinde kısa süre içinde adapte olunduğunu okumuş ve rahatlamıştım. Sanki daha dün gelmemiş gibi ortama, insanlara biz de alıştık ve ürkekliğimizden sıyrılıp tadını çıkartmaya başladık.

Trenle yolculuğumuz başlayana kadar günün geri kalan kısmında alışveriş için rehberin önerdiği birkaç dükkanı bulmaya çalışlık. Adresleri bulunsa da sokaklarda hiç levha olmaması işimizi hayli zorlaştırdı. Sokakta zararsız görünen ve soru sorduğumuz andan itibaren kendini rehberimiz ilan edip bizi takip etmeye başlamayacak gibi görünen kişilere adresleri sorarak dükkanları bulduk. Ne var ki, bugün günlerden Pazar’dı ve bazı dükkanlar burada da kapalıydı. Derken Varanasi’nin arka sokaklarına kendimizi bıraktık ve onların hayatlarına aktık. Sokak aralarında misket benzeri taşlarla oynayan çocuklara el sallayıp, aralık olan kapılardan meraklı gözlerle içeriye şöyle bir göz atıp yürüdük. Ana caddedeye çıktığımızda motorlu ve bisikletli rikşaların altında ezilmemek için maksimum çaba sarfedip yorulduktan sonra otele gitmenin en sağlıklı yolunun bir araçla gitmek olduğuna kanaat getirdik. Yürüdüğümüz kısa süre boyunca her bisikletlinin önümüzde durup bizi istediğimiz yere götürmek istemeleri de buna bir neden olmuş olabilir tabi. Yıldırıcı bir etkileri kesinlikle mevcut. Elbette ki pazarlık yaptıktan sonra bir bisiklet rikşaya bindik. Bu arada pazarlık etmenin, Hindistan gezimizin çoğunu oluşturduğunu söylemeden edemeyeceğim. Her şeye öyle fahiş fiyatlar söylüyorlar ki gülmemek için kendinizi zor tutuyorsunuz, hatta tutamayıp gülüyorsunuz da. Buna örnek olarak 20 euro dedikleri bir t-shirtü 3-5 TL’ye kadar düşürebiliyorsunuz. Yeter ki ısrarlı olun. Zaten hepimiz işçiliğin ve satılan ürünün çok ucuz olduğunu bilerek gidiyoruz değil mi? Emin olun o düşürdüğünüz fiyatlarla bile kar payı elde ediyorlar. Biz artık gezinin sonlarına doğru pazarlıkla geçirdiğimiz zamandan yorulup söylenen rakamı TL’ye çevirdik ve tatmin edici bulduğumuz fiyatlarda daha uzatmadan anlaştık. Anlatmak istediğim, ucuzun da ucuzuna ulaşmak aslında mümkün. Pazarlıkla ilgili kısa bilgilendirmeden sonra bisiklet rikşaya geri dönelim ve farz edelim ki o rikşanın üzerindeyiz. Rikşayı kullanan arkadaş o kadar çelimsizdi ki yokuşlarda hayli zorlandı gibi geldi bana ve üzüldüm. İlerleyen günlerde o çelimsiz arkadaşların 3-4 kişilik Hintli aileleri pedal kuvvetiyle taşıdıklarını görünce fikirlerim değişti tabi. Bisiklet rikşa bana göre kısa mesafeler için inanılmaz zevkli bir ulaşım aracı. Tüm caddeye hakimmiş gibi bir his veren, herkesin birbirinin önüne geçtiği, korna çaldığı karmaşık trafikte ilerlerken girilen çukurlarda hafif bir düşer miyim paniği yaşatıp sonra kahkaha atmanıza sebep olan eğlendiren bir şey.

Otele vardıktan sonra sırt çantalarımızı aldık ve bu sefer daha hızlı ve arabalara göre daha küçük olması avantajıyla da trafikte kendine kolayca yer edinen motorlu rikşayla tren istasyonuna gittik. İstasyonun içine doğru yürürken yandaki rikşadan bir şey yuvarlandığını gördük ve birkaç saniye içinde de o bir şeyin 2 yaşlarında bir erkek çocuğu olduğunu anladıktan sonra kanımız dondu. İki tarafı açık olan rikşa hız alınca içindeki çocuk da düşmüştü. Bu zaten perişan bir durumdu ama daha vahimi bu çok normal bir durummuş gibi etraftaki onca kalabalığın sadece bakmakla yetinmesiydi. Belli ki alışık oldukları bir durumdu ya da yaşamak; sadece yaşamaktı onlar için. Reenkarnasyona inanan bir toplum için ölüm nedeni çok da önemli değildi belki de. Ağlayan çocuğu annesi kucağına aldı, başını sıvazladı ve öylece gitti. Tam bu duyguyla baş ederek tren istasyonuna girdik ki bir başka endişe kapladı içimi. İstasyonlar hiç hoş ortamlar değil. Çantama sıkı sıkıya sarılma hissiyatı uyandıran, belki iyi belki kötü düşünceli bakışların her daim üstünüzde olduğu karmaşık bir yer. Eşyalara her yerde ama özellikle istasyonlarda dikkat edilmesi yararınıza olur. 3-4 genç nereye gidersek arkamızdan bir boşluk anımızı yakalamaya çalışarak takip edip beni ürkütürken, tek başına veya 2 bayan olarak gezenlerin anılarını özellikle merak ettim doğrusu.

Hindistan tren istasyonlarında genellikle “Tourist Information Center” olduğunu okuduğumuz için Varanasi istasyonunda da buraya yöneldik. Görevliler son derece yardımcılar. Bu arada tren biletlerini 3-4 ay önceden almak akıllıca olur. Zira biletler çok çabuk tükenebiliyor. Bizim Varanasi-Agra arasındaki tren yolculuğumuz “AC Two Tier” kompartmanındaydı. Bu kompartman 2 kişilik altlı üstlü ranza sistemli. Bu ranzanın 3 kişilik olduğu kompartmanlar da bulunuyor (AC Three Tier). Akşam 9 dan sonra iki kişilik ranzanın arasına asma halatla 3. yatak da açılıyor ki bu diğer bir günün macera dolu konusu. İstasyonlardan birinde tanıştığımız ve benim “Kocaoğlan” adını verdiğim iri ama yufka yürekli Amerikalı siyahi arkadaşımızla olan maceramızı ilerleyen günlerde okumanızı öneririm. Aslında her tren yolculuğumuz bir maceraydı diyebilirim. Aylar öncesinde rezervasyonlarını tamamlayan Papillon Agra treninde AC Two Tier için bekleme listesindeymiş. Bizim yerimiz de daha vasat bir kompartmandaymış. Trene bineceğimiz gün bir kişi yerini iptal edince bizi bekleme listesinde olduğumuz için bu kompartmana dahil etmişler. Birimizi de açıkta bırakmamak için sadece 1 yatak olmasına rağmen ikimizi de kabul etmişler. Yolculuk başlayıp kondüktör gezmeye başlayınca maceramız başlamış oldu. Kondüktör biletlerimizi istedi, verdik. İkiniz paylaşacaksınız burayı dedi, tamam dedik.

Buraya kadar her şey iyiydi. Satın alınan biletlerin kolaylıkla iptal ettirilebileceğini okuyan papillon diğer kompartmandaki yerlerimizi iptal etmesi için bileti kondüktöre verdi. Önce durumu anlamakta zorlanan kondüktör afalladı, sonra kavrayınca sinirle konuşarak elindeki biletlerin anlamlı anlamsız üstünü çizerek “Hayır, sizin yeriniz orası, gidin!” emrini verdi. Bekleme listesinde olduğumuzu, trene binince durumu öğrendiğimizi ve dolayısıyla eski bileti iptal ettiremediğimizi anlattıkça kondüktör ısrarla gitmemizi söyledi. Bunun üzerine papillon da, her iki yeri de satın aldığımızı ve koltuğu boşaltmayacağımızı söyledi. Kondüktör bu sefer papillonu işaret ederek “O zaman sen gidiyorsun oraya, burada kalamazsın” dedi. Tek yetkilinin kondüktör olduğunu ve isterse trenden atabileceğini ve böyle bir durumda da kimsenin arkamızda olmayacağını bildiğimizden sesimizi fazla çıkarmadık ve tamam dedik. Ara ara bizi kontrol etmeye gelen kondüktör uyarılarda bulunmaya devam etti. Bir süre sonra trenle yolculuğa alışıp, perdeni çekip uyuyacağın kompartmanın çok da önemli olmayacağına karar verdik ve böylelikle papillon diğer kompartmana gitti. Ben trende verilen çarşafı yatağa sererken gözümün önünde gezinen kalorifer böceğini olgun davranışlarla kovalayarak uyumaya hazırlandım. Böceğe kafayı takıp uyumamanın bir sonraki gün Agra’da perişan olmak anlamına geleceğini bildiğimden fazla önemsemedim. Tam çantamdan uçakta dağıtılan yastığı çıkarırken (Evet, uçaktan çıkarılmaması gereken THY yastığımı yanıma aldım, hiç pişman olmadım. Trende yastık veriliyor ama o da içaçıcı değil!) papillon geldi ve kondüktörün yatağının kendi yatağının hemen yanında olduğunu ve konuştuklarını söyledi. Benim kompartmandaki bir yerin sahibi gelmemiş ve papillonu oraya alacakmış. Sinirli kondüktör biraz sonra yanımıza gelerek hınzır  bakışlarla ve “Hadi yine iyisin” der gibi bıyıkaltı gülümsemesiyle boş olan yeri bize verdi. O gaddar adam gitmiş de yerine sevecen başka biri gelmiş gibi hissettiren kondüktöre teşekkür ettik ve yolculuğun geri kalan 8 saatini uyuyarak geçirdik.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir